28 Kasım 2011 Pazartesi

Az

Rakının yutulmadan önceki ağza tam dolumu ve ağızdaki 3-5 saniyelik kalışı ardından, gözlerin kısılmasıyla oluşan sisli perdede birçok fotoğraf görüyorum. Yutmamla o yudumu ve gözümü açmamla, sanırım kaybedecek hiçbir şeyimin olmadığını göüyorum..

Yaşadıklarımın kolay olmadığı, böyle; salt sapkın, salt serbest ve salt fışkın düşünceler doğurtturuyor..

Evet..


Lanet olsun..

14 Kasım 2011 Pazartesi

huzurlu anlarda huzursuz bacak sendorumu yaşamak. amına koyayım..
Saçma salak bacaklarımdaki ağrıyı bir kenara atarsak, zaman zaman da tam kalbimin sağ çaprazında, yani sağ göğüs kemiğimimin üstünde anlamsız, çok saçma ağrı hissediyorum.
Bildiğin saçma yani. Sanırım yaşlılıkla arta gelen sızılar olsa gerek bunlar..

Sonra bir şarkı dinliyorum hemen bir seyler dökülmem gerek diye dusunuyorum. Ama ne yazmam gerektiğini bilmediğimden, öylece kalakalıyorum. Ama biliyorum. Kendimi biliyorum. Zerre yazamayacağımı biliyorum. Neden kıvranıyorum hala bilmiyorum.

Ama şarkı devam ediyor tabii..

Ağrı da..

Birisinin gittim dediğindeki ağrı gibi..

Uyudum..

6 Kasım 2011 Pazar

Bayram mı?

Çok uzak değil. 2 bayram öncesi..

"Çocuklar bugün iş yok. Ve bayram süresince de çalışmayacaksınız!" diyordu bölük komutanımız. Üs bölgesinde. Artık omuzlarımız çürümüş kum torbası taşımaktan. Ve benden önce omuzlarım teşekkür ediyordu bölük komutanına. Belki de ilk defa seviniyordum islam ülkesinde yaşadığımızdan dolayı. Yoksa çalışmaya devam edecektik çünkü. Sormamıza izin verilmeden. Şu an fonda mor ve ötesi'nin "sor" isimli şarkısının sadece fonları süsleyeceği, "bu şarkı sınırda görev yapan tüm mehmetçiklerimize gelsin" diyen spikerin, sadece o askerlerin ailelerinden başka kimsenin içini sızlatmayacağı, kırmayacağı günler. Hala da öyle..

Bayram sabahı. Bedelli askerlik yapan canım kardeşlerimizin, hiç de eskimemiş, gıcır gıcır elbiselerine "para ödeyerek" başladığımız sabah. Ve bayram müjdesi olarak "ya yakalatmış olduğumuz, ya da çıkmak üzere teslim ettğimiz cep telefonlarımız. Evet serbestti o sabah. Yakalatma korkusu olmadan konuşacaktık ailemizle, sevdiklerimizle..

Herkesin yüzünde sahte bi gülümseme. Gerçek bi özlem.

Benim aklımda evde olma hayali kurup, keşkek ve çörek düşlerim, başka bir çocuğun yeni doğmuş kızının hayali.

Lanet edilesi sistem ve o sistemin yarattığı cocuklar ve aılelerınden başka kimsenin siklemediği ortamlar..

Daha birkac gün önce yitirilen çocuklar. Ve ailelerinin onlarsız ilk bayramları..

Bayram mı?

Bu ülkede artık bayram mı var? Savaş olan, insanların öldüğü bir yerde nasıl bayram olur ki?

1 Kasım 2011 Salı

artık ne yazasım var ne de isteğim.

çok da umrunuzdaydı ya:) öyle işte.