vuu puslu bi' hava. seviyorum ki ben bu havayı.
lady fantasy ile tekrar tekrar yaparken cüzdanımı kontrol ediyorum. saatın 10 olmasını beklıyoruz. biz de tamcılardanız. ya ceyrek gece, ya kala ya bucuk. bugun tamcıyız.
neyse bakalım. rajazı açayım bi' de. tam olayım ben de saat gibi..
baş baş.
ps:amma acitasyon dolu bloglar. vay ki ne vay. ahah
Beklentilerin olmayacağını bile bile beklemek. Özlemeli beklemek. Olmayacakmış gibi ama beklemekten sıkılmayacak şiddette aşka bağlı şekilde beklemek. Sadece beklemek..
14 Mayıs 2010 Cuma
Evet...
Evettt. Azcık sesi açalım. Hmm. Dur dur bu şarkı olmaz. Yeni girecek olan şarkıyı bekleyim yazmak için.
Evet “fade into you”. Yazmak için uygun. Dökülelim bakalım..
Dün;
Parfüm kokan bi’ İstanbul gecesi, Yeditepe üniversitesi duman’ı ağırlıyormuş. Er-erbaşa serbest mi acaba diye kendime sorarken, ağabeyimden haber geldi:” Duman seni çağırıyor mıstık”. Bir Kaan edasıyla “eyvallah eyvallahhh” dedim. Hemen aperatif birkaç gıdamsıdan sonra, yollara düştüm ve 1.5 saat içinde İstanbul’da 2 saat içinde de(yarım saat sonra) 7tepe üniversitesinde olduk. Sanırım bundan sonrası için yeni bir başlık açmalıyım;
7tepe üniversitesi;
Bir üniversite düşünün ki parfümle yıkanmış olsun. Gözüm tabela aradı: “açık alanda parfümlü volta atmak yasak. Cezası 69 Ytl”. Ama yoktu! Kendimi çimlerin kokusuna bulamak isterken, belki de bir inek gibi gözüküyordum. Ama o kadar kokuyu kaldıramazdı asker. Aklıma birden Radiohead’in “fake plastic trees”i geldi. Fake plastic faces diye de ben çevirdim. Ağabeyimin beni birayla hayata döndürme girişimleri ise bir noktada işe yarıyordu. Ne kadar çok içersem o kadar ben bana döner, kendimle ilgilenirdim. Abim tanıyordu beni. Takdir ettim kendisini bu çabasından ötürü. 4. biramı açarken sahnenin ışıkları kısıldı ve duman tüm askerler için söylediği konserine başladı. Yeni albümüyle daha haşır neşir olmadığımdan, pek aşina değildim. Ama sırf üzerimde duran "animals" yazısına nazire yaparcasına; “hepimiz bir hayvanız” diye bağırıyordu sevgili kaan. Ne de doğru diyordu. Ama neye istinaden öyle dediğini şarkılarını hep bir ağızdan söyleyen türkiyenin en güzel kızlarının ve heriflerinin bulunduğu yerleşkedeki çocuklar anlamış mıydı? Ağabeyme sordum: “yalan gibi değil miİ?” dedim. “yalan olan ne? dedi”. “Görmüyor musun. Hiçbir şey umurlarında değil.” Sonra cevap verdi abim. Nitekim haklıydı da. “bu psikolojiyi atlatacaksın. Askersin oğlum ehemehe” dedi. Halbuki ben gülmedim. Asker olmasaydım da o plastik görüntülerine atıfta bulunurdum. Bulunurdum evet..
Daha bildik şarkılarına döndü ilerleyen saatlerde duman. Nitekim askerin isteğini kırmadı ve yürekten’i söylemeye başladı. Gözümü kapadım şarkıya kapıldım:
öyle yürekten seviyorsan
aklı başından atacaksın
kimi yanında arıyorsan
önce içinde bulacaksın
buluyordum sanki. Yani bir sanrı ama çok sevdiğime +1 eklendiğini görüyordum. Düşünüyordum onu, evet.. Ama ben kendimin neresindeyim onu bilmiyordum. Kendime uzak olduğum gibi ülkeme de uzaktım. Uzak olacaktım. Olacağım!
Canım Kaancığım konserinin sonunda “tüm Mehmetçiğe selam olsun, ömür tezkereyi sağ salim alsın” diye bitirdi. Eyvallah kaanım dedim. Çıktıktan sonra güzel bir yağmur başladı. O yerleşkenin kokusunu da sadece yağmur temizleyebilirdi sanırım. Acaba cep telefonlarının yanında, ya da sigara kutularının içinde parfüm mü taşıyorlardı o kişiler anlamış değilim. “Ahh parfümsüzlük başıma vurduuuğğğ kızzzz” demeleri muhtemelmiş gibime geliyor. Neyse, yağmurda kalmıştık. Ağabeymin çok müstesna arkadaşının süper bir mini cooperı ile istanbulun ıslak caddelerinde yol alıyorduk. İstanbul’a dair istediğim bir şeydi. Güzel bir araba ile güzel bir şarkı eşliğinde yol almak. Yağmur ile birlikte.
Yağmur bittiğinde uyumuş idim.
Bugün(son-1)
-mıstığım bugün ne yapayımmmmm?
-ahh anneciğim ne istersen onu yap. Fark etmez ki!
-söyle söyle.
-canım bidenem. Valla fark etmez..
-iyi o zaman mantı yapalım
-eheh olur. Yardım bile ederim
-tamam ben de babanı kafaya alırım. 1 saate bitiririz.
-tamam tamam
elimin hamuruyla yazıyorum. Valla. Elim mis gibi hamur kokuyor yahu. Biraz kıyma, biraz sarımsak karışık. Ama hoş. Annem sofraya sonradan dahil olan kızkardeşi ve anneannemi uyarıyordu: Mustafa gibi yapın.
Evet bu işi kapmıştım. Asker dönüşü bir mantıcı dükkanı. Ya da seyyar bir mantıcı. Hobaa süper fikir bak bu. O değil de asker dönüşü dedim değil mi?
Hmmm
Sanırım 1 sene boyunca alışkanlıklarımdan uzak kalacağım. Aile-arkadaş-net vs..
Bu süre zarfında hepinizin iyi dileklerinize ve kulak çınlatmalarınıza ihtiyacım olacak. Hepinizi öpüyorum. İyi bakınız kendinize..
Elleri ellerime
Gözleri gözlerime
Saçları saçlarıma
Karışan bir sen olsan
Bu şarkıda hoş. Dinleyiniz. Kaanımdan..:)
Evet “fade into you”. Yazmak için uygun. Dökülelim bakalım..
Dün;
Parfüm kokan bi’ İstanbul gecesi, Yeditepe üniversitesi duman’ı ağırlıyormuş. Er-erbaşa serbest mi acaba diye kendime sorarken, ağabeyimden haber geldi:” Duman seni çağırıyor mıstık”. Bir Kaan edasıyla “eyvallah eyvallahhh” dedim. Hemen aperatif birkaç gıdamsıdan sonra, yollara düştüm ve 1.5 saat içinde İstanbul’da 2 saat içinde de(yarım saat sonra) 7tepe üniversitesinde olduk. Sanırım bundan sonrası için yeni bir başlık açmalıyım;
7tepe üniversitesi;
Bir üniversite düşünün ki parfümle yıkanmış olsun. Gözüm tabela aradı: “açık alanda parfümlü volta atmak yasak. Cezası 69 Ytl”. Ama yoktu! Kendimi çimlerin kokusuna bulamak isterken, belki de bir inek gibi gözüküyordum. Ama o kadar kokuyu kaldıramazdı asker. Aklıma birden Radiohead’in “fake plastic trees”i geldi. Fake plastic faces diye de ben çevirdim. Ağabeyimin beni birayla hayata döndürme girişimleri ise bir noktada işe yarıyordu. Ne kadar çok içersem o kadar ben bana döner, kendimle ilgilenirdim. Abim tanıyordu beni. Takdir ettim kendisini bu çabasından ötürü. 4. biramı açarken sahnenin ışıkları kısıldı ve duman tüm askerler için söylediği konserine başladı. Yeni albümüyle daha haşır neşir olmadığımdan, pek aşina değildim. Ama sırf üzerimde duran "animals" yazısına nazire yaparcasına; “hepimiz bir hayvanız” diye bağırıyordu sevgili kaan. Ne de doğru diyordu. Ama neye istinaden öyle dediğini şarkılarını hep bir ağızdan söyleyen türkiyenin en güzel kızlarının ve heriflerinin bulunduğu yerleşkedeki çocuklar anlamış mıydı? Ağabeyme sordum: “yalan gibi değil miİ?” dedim. “yalan olan ne? dedi”. “Görmüyor musun. Hiçbir şey umurlarında değil.” Sonra cevap verdi abim. Nitekim haklıydı da. “bu psikolojiyi atlatacaksın. Askersin oğlum ehemehe” dedi. Halbuki ben gülmedim. Asker olmasaydım da o plastik görüntülerine atıfta bulunurdum. Bulunurdum evet..
Daha bildik şarkılarına döndü ilerleyen saatlerde duman. Nitekim askerin isteğini kırmadı ve yürekten’i söylemeye başladı. Gözümü kapadım şarkıya kapıldım:
öyle yürekten seviyorsan
aklı başından atacaksın
kimi yanında arıyorsan
önce içinde bulacaksın
buluyordum sanki. Yani bir sanrı ama çok sevdiğime +1 eklendiğini görüyordum. Düşünüyordum onu, evet.. Ama ben kendimin neresindeyim onu bilmiyordum. Kendime uzak olduğum gibi ülkeme de uzaktım. Uzak olacaktım. Olacağım!
Canım Kaancığım konserinin sonunda “tüm Mehmetçiğe selam olsun, ömür tezkereyi sağ salim alsın” diye bitirdi. Eyvallah kaanım dedim. Çıktıktan sonra güzel bir yağmur başladı. O yerleşkenin kokusunu da sadece yağmur temizleyebilirdi sanırım. Acaba cep telefonlarının yanında, ya da sigara kutularının içinde parfüm mü taşıyorlardı o kişiler anlamış değilim. “Ahh parfümsüzlük başıma vurduuuğğğ kızzzz” demeleri muhtemelmiş gibime geliyor. Neyse, yağmurda kalmıştık. Ağabeymin çok müstesna arkadaşının süper bir mini cooperı ile istanbulun ıslak caddelerinde yol alıyorduk. İstanbul’a dair istediğim bir şeydi. Güzel bir araba ile güzel bir şarkı eşliğinde yol almak. Yağmur ile birlikte.
Yağmur bittiğinde uyumuş idim.
Bugün(son-1)
-mıstığım bugün ne yapayımmmmm?
-ahh anneciğim ne istersen onu yap. Fark etmez ki!
-söyle söyle.
-canım bidenem. Valla fark etmez..
-iyi o zaman mantı yapalım
-eheh olur. Yardım bile ederim
-tamam ben de babanı kafaya alırım. 1 saate bitiririz.
-tamam tamam
elimin hamuruyla yazıyorum. Valla. Elim mis gibi hamur kokuyor yahu. Biraz kıyma, biraz sarımsak karışık. Ama hoş. Annem sofraya sonradan dahil olan kızkardeşi ve anneannemi uyarıyordu: Mustafa gibi yapın.
Evet bu işi kapmıştım. Asker dönüşü bir mantıcı dükkanı. Ya da seyyar bir mantıcı. Hobaa süper fikir bak bu. O değil de asker dönüşü dedim değil mi?
Hmmm
Sanırım 1 sene boyunca alışkanlıklarımdan uzak kalacağım. Aile-arkadaş-net vs..
Bu süre zarfında hepinizin iyi dileklerinize ve kulak çınlatmalarınıza ihtiyacım olacak. Hepinizi öpüyorum. İyi bakınız kendinize..
Elleri ellerime
Gözleri gözlerime
Saçları saçlarıma
Karışan bir sen olsan
Bu şarkıda hoş. Dinleyiniz. Kaanımdan..:)
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Floydsal Haller
Oyy. Yeni aldığım pink floyd t-shirtümle izmitin buğulu güneşinde, caddelerinde arz-ı endam ettim. Nedense bu tshirtler bana psikolojik rahatlık sağlatıyor. Daha ferah oluyorum ve daha bi' sağlam basıyorum yerlere. Üzerimde yazan "animals"ı görünce insanların ne düşündüğünü düşünmeye çalışıyorum yürürken. Çünkü biliyorum ki bu albümde ithaf edilen küme insanlardı. Ben ne düşünürdüm peki. Sanırım bu günlerde düşünmenin en saçma şey olduğunu düşünürdüm. Evet düşünmüyorum. Sadece kokluyor, öpüyor, tadıyorum. Düşünmüyorum!
Ha bu arada. Bi' sahafta kitaplara bakarken 18 19 yaşındaki bi' genç kızımız gelip, "ben en çok wish you were here seviyorum dedi. Ahh ne harika dedikten sonra "songs:ohia"yı tavsiye ettim. Beraber teşekkürlestikten sonra eve doğru yol aldım. Ama hemen eve girmedim. Ev kokusunun üstüne biraz da deniz kokusu serpiştirdim. Sonra usulusul eve yol aldım.
Pink Floyd ve yaşam. Pek güzel..
Ha bu arada. Bi' sahafta kitaplara bakarken 18 19 yaşındaki bi' genç kızımız gelip, "ben en çok wish you were here seviyorum dedi. Ahh ne harika dedikten sonra "songs:ohia"yı tavsiye ettim. Beraber teşekkürlestikten sonra eve doğru yol aldım. Ama hemen eve girmedim. Ev kokusunun üstüne biraz da deniz kokusu serpiştirdim. Sonra usulusul eve yol aldım.
Pink Floyd ve yaşam. Pek güzel..
9 Mayıs 2010 Pazar
Deneysel Günler
Bakalım yazabiliyor muyuz? Öhm. Deneyelim azcık…
Koğuş kalktan, “mıstığım hadi kalk da bir kahvaltı yapalıma dönüş. Bir haftalık mıstıksal haller. Sonrasında Onbaşı Mustafalığa tekrar geçiş.
Aslında sonraları düşünmenin az biraz saçma, aslında saçma değil de, gereksiz olduğunu gördüm 75 günlük deneyimim sonunda. 75. çok gözüken ama çabuk biten 7 lik 10’luk demeti. Şu onluk demetlerden bi’ 36 tane daha var. O değil de azmış yahu.(pok az ehuhe)
Babam dün bi’ kanalda Pink Floyd’u yakalamış. “Sen geldin ya seninkiler çıkmaya başladı” diyor. Ama babam da High Hopes’u dinlerken klipten fena halde büyüleniyor. “Bu adamlar bu işi biliyor yahuuu” diyerek sesini daha da açmamı istiyor. Kız kardeşim ise diğer odadan beni çağırıyor. “abi baksana saçımı şu kadın gibi yaptıracağım. Nasıl?” “Ehmm bilemedim ki duygucuğum. Uzuna alıştık ve sana çok güzel gidiyor. Ama evet evet kestir. Bu kadar güzellik kötü, eğğğ” dedikten sonra güzel bi’ kahkaha tufanı atılıyor odadan. Annem her gördüğünde öpücük bombardumanına tutuyor. Abim ise kaçırdığım Fenerbahçe maçlarını yaşatırmışçasına anlatıyor. Sonra duygu bi’ daha yanıma geliyor. Getirdiğim kinyas ve kayra adlı kitabı eline alarak. “abi nasıl ki bu kitap” diyor. “Mmm”diyorum. O iki çarpık yaşamları olan adamları saçımı böyle yaptırsam nasıl olur ki abi diyen bi’ bebeğe oku demeli miyim, dememeli miyim diye düşünüyorum. Sonrasında “kitap evde tatlım. İstersen oku. Okuma hızın artar canım” diyorum.
Sonra gazetelere şöyle bi’ bakayım diyorum. Şırnak’ta bi’ asker mayına basmış haberini okuyorum. Arka fonda “dirge for november” çalıyor okurken. Brütal kısmında ben de ses tellerime tecavüz ederken “azcık kıssana şunun sesini yahu” gibi bi’ ses gelmediğini görüp biraz daha ses veriyorum. Biliyorum ki içerden onlar da benim gibi bağırıyorlar hayata. Onlar da farkına varıyor hayatın bir illüzyon olduğunu. Nasıl olmasın ki? Hayatın beklenmedik ve inanmadıkları yüzünün testini ben yapacaktım. Çok sevgili oğul, biricik kardeş, sevecen bir arkadaş olan Ömür..
Annemin yanına gidiyorum. Anne diyorum içinde ufacık bir korku olmasın e mi diyorum. Bak diyorum kimin yarın trafik kazasından ölüp gideceği belli mi diyorum. Evet diyor. Ben kadere inanıyorum bitanem diyor. Anne bunun kaderle pek alakası yok ama derken, askerde siyasetin ne kadar saçma bi’ şey olduğunu düşünüp, babamı üzdüğüm siyasi muhabbetlerini aklıma getirerek, evet anneciğim kader. Kadere inanmak lazım diyorum. Ben demesem de ağzım konuşuyor. Sonra annem kendine çekip beni öpüyor. Beni. Benliğimi. Beni bana hatırlatıyor kokusuyla..
Yavaş adımlarla odama yol alırken “is there anybody out there” sesi yükseliveriyor. Buradayım diyorum hayata ve senin getirilerine gülüyorum diyorum. Harika klasik gitarın her gıdıklanmasında boşalmış zihime yüklemede bulunuyorum. Ve yaklaşık 3-5 ay önce gelen ölümü sempatik olarak göstermiş olduğum yazıları okuyup, ne kadar saçmaladığımı görüyorum. Belki gelecek olan günlerin zorlu olmasından. Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki aile-arkadaş-fenerbahçe-pink floyd-nefes-yağmur-güneş-deniz yaşamaya en bi’ değer şeyler. Kinyas’a selam ediyorum gizlice.
Sonrasında yazmayı denediğim bi’ blogun sonuna geliyorum. Hopppp bitiveriyor.
“Goodbye blue sky” çalarken..
Koğuş kalktan, “mıstığım hadi kalk da bir kahvaltı yapalıma dönüş. Bir haftalık mıstıksal haller. Sonrasında Onbaşı Mustafalığa tekrar geçiş.
Aslında sonraları düşünmenin az biraz saçma, aslında saçma değil de, gereksiz olduğunu gördüm 75 günlük deneyimim sonunda. 75. çok gözüken ama çabuk biten 7 lik 10’luk demeti. Şu onluk demetlerden bi’ 36 tane daha var. O değil de azmış yahu.(pok az ehuhe)
Babam dün bi’ kanalda Pink Floyd’u yakalamış. “Sen geldin ya seninkiler çıkmaya başladı” diyor. Ama babam da High Hopes’u dinlerken klipten fena halde büyüleniyor. “Bu adamlar bu işi biliyor yahuuu” diyerek sesini daha da açmamı istiyor. Kız kardeşim ise diğer odadan beni çağırıyor. “abi baksana saçımı şu kadın gibi yaptıracağım. Nasıl?” “Ehmm bilemedim ki duygucuğum. Uzuna alıştık ve sana çok güzel gidiyor. Ama evet evet kestir. Bu kadar güzellik kötü, eğğğ” dedikten sonra güzel bi’ kahkaha tufanı atılıyor odadan. Annem her gördüğünde öpücük bombardumanına tutuyor. Abim ise kaçırdığım Fenerbahçe maçlarını yaşatırmışçasına anlatıyor. Sonra duygu bi’ daha yanıma geliyor. Getirdiğim kinyas ve kayra adlı kitabı eline alarak. “abi nasıl ki bu kitap” diyor. “Mmm”diyorum. O iki çarpık yaşamları olan adamları saçımı böyle yaptırsam nasıl olur ki abi diyen bi’ bebeğe oku demeli miyim, dememeli miyim diye düşünüyorum. Sonrasında “kitap evde tatlım. İstersen oku. Okuma hızın artar canım” diyorum.
Sonra gazetelere şöyle bi’ bakayım diyorum. Şırnak’ta bi’ asker mayına basmış haberini okuyorum. Arka fonda “dirge for november” çalıyor okurken. Brütal kısmında ben de ses tellerime tecavüz ederken “azcık kıssana şunun sesini yahu” gibi bi’ ses gelmediğini görüp biraz daha ses veriyorum. Biliyorum ki içerden onlar da benim gibi bağırıyorlar hayata. Onlar da farkına varıyor hayatın bir illüzyon olduğunu. Nasıl olmasın ki? Hayatın beklenmedik ve inanmadıkları yüzünün testini ben yapacaktım. Çok sevgili oğul, biricik kardeş, sevecen bir arkadaş olan Ömür..
Annemin yanına gidiyorum. Anne diyorum içinde ufacık bir korku olmasın e mi diyorum. Bak diyorum kimin yarın trafik kazasından ölüp gideceği belli mi diyorum. Evet diyor. Ben kadere inanıyorum bitanem diyor. Anne bunun kaderle pek alakası yok ama derken, askerde siyasetin ne kadar saçma bi’ şey olduğunu düşünüp, babamı üzdüğüm siyasi muhabbetlerini aklıma getirerek, evet anneciğim kader. Kadere inanmak lazım diyorum. Ben demesem de ağzım konuşuyor. Sonra annem kendine çekip beni öpüyor. Beni. Benliğimi. Beni bana hatırlatıyor kokusuyla..
Yavaş adımlarla odama yol alırken “is there anybody out there” sesi yükseliveriyor. Buradayım diyorum hayata ve senin getirilerine gülüyorum diyorum. Harika klasik gitarın her gıdıklanmasında boşalmış zihime yüklemede bulunuyorum. Ve yaklaşık 3-5 ay önce gelen ölümü sempatik olarak göstermiş olduğum yazıları okuyup, ne kadar saçmaladığımı görüyorum. Belki gelecek olan günlerin zorlu olmasından. Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki aile-arkadaş-fenerbahçe-pink floyd-nefes-yağmur-güneş-deniz yaşamaya en bi’ değer şeyler. Kinyas’a selam ediyorum gizlice.
Sonrasında yazmayı denediğim bi’ blogun sonuna geliyorum. Hopppp bitiveriyor.
“Goodbye blue sky” çalarken..
2 Mayıs 2010 Pazar
25 Nisan 2010 Pazar
usul usul geçen günler
ıspartadaki ilk devrnin bitmesine 2 hafta kaldı. 2. devreyi oynaycağımız yer ise şırnak imiş. bize dediklerine göre bizler seçilmiş, bu ülkenin kahraman askerleriymişiz. benim çabam olmamıştı halbuse:9
her neyse. günler güzel geçiyor. en azından geçiyor.
ha bu arada kinyas ve kayra da bitti. bazen pis kokan vücudumdan kaçmak için burnumu kitabın arasına koyup öyle nefes almaya çalıştım. aklınızda bulunsun.
kitap bir oksijen vericiymiş.
tahmin etmişsinizdir ki çarşı iznindeyim. 2 hafta sonra evimden, daha geniş çaplı bir bilgilendirme yazısı yazarım. yazacağım. bunu neden söylüyorum. mmm. bilemedim.
ha bi de. askerde kimse ki ekini kullanmıyor. onu da belirtip şimdilik kaçayım. öperim.
sizleri seviyorum.
her neyse. günler güzel geçiyor. en azından geçiyor.
ha bu arada kinyas ve kayra da bitti. bazen pis kokan vücudumdan kaçmak için burnumu kitabın arasına koyup öyle nefes almaya çalıştım. aklınızda bulunsun.
kitap bir oksijen vericiymiş.
tahmin etmişsinizdir ki çarşı iznindeyim. 2 hafta sonra evimden, daha geniş çaplı bir bilgilendirme yazısı yazarım. yazacağım. bunu neden söylüyorum. mmm. bilemedim.
ha bi de. askerde kimse ki ekini kullanmıyor. onu da belirtip şimdilik kaçayım. öperim.
sizleri seviyorum.
22 Şubat 2010 Pazartesi
15 Şubat 2010 Pazartesi
hayırlı olsuncu gelen teyzelerin her birine "zorunlu askerliğin ne kadar saçma olduğunu" anlatasım geliyor. ülkeyi zararından haberdar edip, profesyonel olsa ülkenin daha bi' refah olacağını söyleyesim geliyor.
o değil de, bu haber ne de çabuk milletin kulağına gidiyor yahu. ahah
sanırsın ki her biri askerlik şubesinde. vay ki ne vayyy
evet teyzelerden bahsediyorum:)
o değil de, bu haber ne de çabuk milletin kulağına gidiyor yahu. ahah
sanırsın ki her biri askerlik şubesinde. vay ki ne vayyy
evet teyzelerden bahsediyorum:)
10 Şubat 2010 Çarşamba
- - - - - - - - - - - - -
- - - - - - - - - -
Kendime kocaman bi’ O harfi yaptım. Sonra güzelce geçici eksenler yaptım. Üstlerine birilerini koydum. Birisi orijine geçmek istedi. İzledim. Bi’ şey de diyemedim. Sadece izledim. Çizdiğim geçici eksenlerin y noktasına yükseldim. Kendimi bıraktım. Çemberin içinde buldum kendimi. Dışardan baskılar vardı. Daire yapmağa yeltenenler oldu. Direndim. Yaptırmadım. Orijinde durana baktım bu sefer. Tanıyamadım. Çemberin etrafında dönmeye başladım. Ne zaman orijinden uzaklaşsam yüzünü tanıyor, yaklaşsam buğulaşıyordu.
Bir tur attıktan sonra kendimi –y’den dışarı bıraktım.
Sonra baktım ki ben geçici eksenlerin başlangıcıymışım.
Fonda da ismira’dan unutabilmek çalıyormuş.
edit:orijine tüm uzaklıklar eşit olarak kabul edimedi bu bloda. dikkatinize. hıh)
(hobaa. Sağlam saçmaladım blog. Öperim seni.. ahah)
-------------------------
Kendime kocaman bi’ O harfi yaptım. Sonra güzelce geçici eksenler yaptım. Üstlerine birilerini koydum. Birisi orijine geçmek istedi. İzledim. Bi’ şey de diyemedim. Sadece izledim. Çizdiğim geçici eksenlerin y noktasına yükseldim. Kendimi bıraktım. Çemberin içinde buldum kendimi. Dışardan baskılar vardı. Daire yapmağa yeltenenler oldu. Direndim. Yaptırmadım. Orijinde durana baktım bu sefer. Tanıyamadım. Çemberin etrafında dönmeye başladım. Ne zaman orijinden uzaklaşsam yüzünü tanıyor, yaklaşsam buğulaşıyordu.
Bir tur attıktan sonra kendimi –y’den dışarı bıraktım.
Sonra baktım ki ben geçici eksenlerin başlangıcıymışım.
Fonda da ismira’dan unutabilmek çalıyormuş.
edit:orijine tüm uzaklıklar eşit olarak kabul edimedi bu bloda. dikkatinize. hıh)
(hobaa. Sağlam saçmaladım blog. Öperim seni.. ahah)
-------------------------
4 Şubat 2010 Perşembe
şarkılara dalmak. şarkılarla dalmak. dalınan yeri hatırlamamak ama dalmak. biraz bulantı, biraz dalgınlık. biraz sessizlik.
evet kimi zaman, kimi şarkılar ortamı sessizleştiriyor. kulağımda bangır bangır sesler fakat sessizlik. sessizleşmek. hissizleşmek..
ama dalmak. az bulantıyla karışık. ama hatırlamamak.
ondan habersiz..
evet kimi zaman, kimi şarkılar ortamı sessizleştiriyor. kulağımda bangır bangır sesler fakat sessizlik. sessizleşmek. hissizleşmek..
ama dalmak. az bulantıyla karışık. ama hatırlamamak.
ondan habersiz..
3 Şubat 2010 Çarşamba
30 Ocak 2010 Cumartesi
Yıl, 1887… Gazetecinin biri, Victor Huyo’ya soruyor: “Eserleriniz ve siz bugüne de çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”
Hugo anlatıyor: “Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’ Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. Arabacı nefret dolu bir sesle ‘Seni haddini bilmez, buruşuk o… çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi. İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”
afili filintalardan murat menteş'i ve diğer afilileri şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum;
http://afilifilintalar.blogdns.com/
Hugo anlatıyor: “Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’ Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. Arabacı nefret dolu bir sesle ‘Seni haddini bilmez, buruşuk o… çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi. İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”
afili filintalardan murat menteş'i ve diğer afilileri şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum;
http://afilifilintalar.blogdns.com/
27 Ocak 2010 Çarşamba
Bzzttsal
ben-ee, anlat anne? kar var mıydı?
annem-nerde?
(3 sn sonra..)
annem-ahh eşek. doğum günün değil mi?
ben-ehehe. zaten sadece benim doğum günüm unutulur bu evde, puuu.
hadi fondip yap da çay koyayım. kaldırma beni. baba sen de sallanma:P
babam-ehehe, eşek sıpası:)
ben- buyrunnn? hadi hadi ayağım uyuştu.
(çaylar konur)
ben-ehehe şimdi cebelleşiyordun değil mi benimle?
annem-yok biraz daha var. 1 1 bucuk sıralarıydı. mmm. pazar günü..
(baba girer)
babam-ama nasıl oksijen tüplerini taşıdım!
ben-baba, adam filan yok muydu yahu? sen niye taşıdın?
babam-eee hastanede kimse yoktu ki?
ben-höh? koskoca askeri hastane.
(annem girer)
annem-malak gibiydin. allahım nasıl güzeldin
ben-malak? ahaha. ayrıca biliyorum çirkinleşiyorum anneciğim. höh
annem-dayınlar gelmiş, anneannen gelmiş, teyzen gelmiş. erzurumdan bahsediyoruz. ve ocak ayı.
ben-eheheh. beni mi toprağa vercekler yoksa seni mi? onu mu görmeye gelmişler:P
(ağzıma şaplak yedim)
annem-mucizesin olm.
ben-aman bi' mucizeyim ki sorma anne. denizi bile ikiye ayırıyorum o kaddaarrrr
annem-sus! eşek sıpası ölüydünnnn.
ben-ehehe ataydınız çöpe yav. ahahaa
annem-saçmalama. o doktordan da allah razı olsun.
ben-aslanım doktor. sanki pok varmış gibi ehehee. baba söyle bakayım bana? neden beni değil de annemi kurtaralım doktor bey dedin haaa? evlat katili baba:P
babam-ahaha. olm. çok fena gündü lan. sana şaka gibi geliyor ama o 20 kg'lık oksijen tüplerini taşırken görseydin beni.
ben-benim için yani?
babam-tabii ki annen için:P
ben, annem ve de babam- ahahahahahaha
ben-ayıp ayıp ayıppp
işte bundan teeeeeeee onca yıl önce. ölü mustafa'nın ömürlü hale gelişi.
nedense bi' şey hissetmiyorum. tuhaf..
annem-nerde?
(3 sn sonra..)
annem-ahh eşek. doğum günün değil mi?
ben-ehehe. zaten sadece benim doğum günüm unutulur bu evde, puuu.
hadi fondip yap da çay koyayım. kaldırma beni. baba sen de sallanma:P
babam-ehehe, eşek sıpası:)
ben- buyrunnn? hadi hadi ayağım uyuştu.
(çaylar konur)
ben-ehehe şimdi cebelleşiyordun değil mi benimle?
annem-yok biraz daha var. 1 1 bucuk sıralarıydı. mmm. pazar günü..
(baba girer)
babam-ama nasıl oksijen tüplerini taşıdım!
ben-baba, adam filan yok muydu yahu? sen niye taşıdın?
babam-eee hastanede kimse yoktu ki?
ben-höh? koskoca askeri hastane.
(annem girer)
annem-malak gibiydin. allahım nasıl güzeldin
ben-malak? ahaha. ayrıca biliyorum çirkinleşiyorum anneciğim. höh
annem-dayınlar gelmiş, anneannen gelmiş, teyzen gelmiş. erzurumdan bahsediyoruz. ve ocak ayı.
ben-eheheh. beni mi toprağa vercekler yoksa seni mi? onu mu görmeye gelmişler:P
(ağzıma şaplak yedim)
annem-mucizesin olm.
ben-aman bi' mucizeyim ki sorma anne. denizi bile ikiye ayırıyorum o kaddaarrrr
annem-sus! eşek sıpası ölüydünnnn.
ben-ehehe ataydınız çöpe yav. ahahaa
annem-saçmalama. o doktordan da allah razı olsun.
ben-aslanım doktor. sanki pok varmış gibi ehehee. baba söyle bakayım bana? neden beni değil de annemi kurtaralım doktor bey dedin haaa? evlat katili baba:P
babam-ahaha. olm. çok fena gündü lan. sana şaka gibi geliyor ama o 20 kg'lık oksijen tüplerini taşırken görseydin beni.
ben-benim için yani?
babam-tabii ki annen için:P
ben, annem ve de babam- ahahahahahaha
ben-ayıp ayıp ayıppp
işte bundan teeeeeeee onca yıl önce. ölü mustafa'nın ömürlü hale gelişi.
nedense bi' şey hissetmiyorum. tuhaf..
26 Ocak 2010 Salı
-hayatın spoiler hali
Shape of my heart.
Hayatın fon müziği gibidir bu şarkı. Uzuuuunn bi' süredir dinlemeseniz bile, ilk açtığınızda, sanki devam eden şarkının kendini tekrarlaması gibi olur. Sürekliliği vardır. Bazı nice şarkılara benzetilebilir bu yönüyle ama konu bu değil.
Ve kimi filmler vardır. Bu film elinizin altındadır. Zaten o film sizindir ve mutlaka bi'gün izleyeceksinizdir. Evet. Evet bahsettiğim şey, tam düşündüğünüz olan şey. Şey..
Leon..
Cd çantamı açtım. Aslında filmin konusuna dair hiçbi' şey bilmiyordum. Sadece adını ve çoğu kişinin profilini süsleyen o ufacık kız ve o yuvarlak camıyla hafif başını yukarı kaldırmış abiyi biliyordum. Gülmeyin! Jean Reno olduğunu biliyordum tabii ki. Neyse uzatmayım; film başladı...
Ufak kıza aşinalığım vardı. Fekat gözüm natalie portman'ı arıyordu. Sonra sahneler ilerlerdi ve ufak kızın evine girildi. "Acaba evdeki şu koca popolu kadınlar mıydı ki Natalie? Yoo değil."dedim. Sonra hemen stop düğmesine bastım ve sözlüklerden birinde mathilda yazdım. Karşıma direkt ta kendisi çıktı ve ne kadar geç kaldığımı bi' kez daha anladım. Aslında film ya da kitap okumanın geç sayılabilir eylemler olduğunu düşünmüyorum. Yani artık birisine "aaa sen bunu izlemedinnnnn miiiiiii??????" demiyorum. Diyor muydum? Evet. Çünkü lanet olası beğendiğim bi' şeyi abartma hastalığım var. O şeyi ben sevmişsem diğerleriyle de paylaşmalı, onu sevdirecek kelimeler bulmalıydım. Neyse..
Play tuşuna tekrar bastım. Mathilda'nın leon'un evine gelirken, hafif gözünü sağ tarafa çevirip, enkazı gördükten sonraki yürüyüşü ve leonun kapısını çalması.
1
2
3
Huzur doğar. Mathildamın yüzüne nur iner. Leon'un kapıyı açmadan önceki mimikleri, jestleri. Ah gözümün önünden gitmeyecek gibi.
Profesyonel seri katilin çocuksuluğu, karşısındaki ufacık çocuğun olgunluğu/kadınlığı..
Ve aşkı anlatıyordu mathilda:
mathilda : leon, sanırım bir şekilde sana aşık oluyorum.
bu başıma ilk gez geliyor, biliyor musun ?
leon : daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nerden biliyorsun ?
mathilda : çünkü hissediyorum.
leon : nerede ?
mathilda : karnımda. sıcacık. hep orada bir yumru olurdu. ama şimdi geçti.
Aşk bi'çok kitapta, filmde, müzikte anlatıldı. Ama aşka dair en samimi kelimeler o ufacık mathilda'nın ağzından dökülüyordu. Samimiyet, sıcaklık, güven. Bunlar değil miydi karşımızdaki kişiden aradığımız? Mathilda bunu bulmuştu. Ve ama leon da bulmuştu.*
Ahh o nasıl bi' kahkahadır mathildam. Ve leon. Sen nasıl böylesine mimikler, jestler yaratabiliyorsun? Bu nasıl bi' oyunculuk, bu nasıl bi' kendini veriştir ki? Aman lokantadiler bi' şey demese bakışları, hafif utanma, hatta yerin dibine girmek için başlatılan çalışmalar. Gözlerine bakamıyordu mathildasının. Mathilda ise aşk sarhoşuydu.
Ve aşkı toprağa kazır mathilda.
*Çünkü leon aşkı için ölüme gitmiştir. Gözleri kapanırken, mathildaya kapıyı açtığı zamanki nur, bu sefer kendisine iner.
Ve shape of my heart de biter.
Hayatın fon müziği gibidir bu şarkı. Uzuuuunn bi' süredir dinlemeseniz bile, ilk açtığınızda, sanki devam eden şarkının kendini tekrarlaması gibi olur. Sürekliliği vardır. Bazı nice şarkılara benzetilebilir bu yönüyle ama konu bu değil.
Ve kimi filmler vardır. Bu film elinizin altındadır. Zaten o film sizindir ve mutlaka bi'gün izleyeceksinizdir. Evet. Evet bahsettiğim şey, tam düşündüğünüz olan şey. Şey..
Leon..
Cd çantamı açtım. Aslında filmin konusuna dair hiçbi' şey bilmiyordum. Sadece adını ve çoğu kişinin profilini süsleyen o ufacık kız ve o yuvarlak camıyla hafif başını yukarı kaldırmış abiyi biliyordum. Gülmeyin! Jean Reno olduğunu biliyordum tabii ki. Neyse uzatmayım; film başladı...
Ufak kıza aşinalığım vardı. Fekat gözüm natalie portman'ı arıyordu. Sonra sahneler ilerlerdi ve ufak kızın evine girildi. "Acaba evdeki şu koca popolu kadınlar mıydı ki Natalie? Yoo değil."dedim. Sonra hemen stop düğmesine bastım ve sözlüklerden birinde mathilda yazdım. Karşıma direkt ta kendisi çıktı ve ne kadar geç kaldığımı bi' kez daha anladım. Aslında film ya da kitap okumanın geç sayılabilir eylemler olduğunu düşünmüyorum. Yani artık birisine "aaa sen bunu izlemedinnnnn miiiiiii??????" demiyorum. Diyor muydum? Evet. Çünkü lanet olası beğendiğim bi' şeyi abartma hastalığım var. O şeyi ben sevmişsem diğerleriyle de paylaşmalı, onu sevdirecek kelimeler bulmalıydım. Neyse..
Play tuşuna tekrar bastım. Mathilda'nın leon'un evine gelirken, hafif gözünü sağ tarafa çevirip, enkazı gördükten sonraki yürüyüşü ve leonun kapısını çalması.
1
2
3
Huzur doğar. Mathildamın yüzüne nur iner. Leon'un kapıyı açmadan önceki mimikleri, jestleri. Ah gözümün önünden gitmeyecek gibi.
Profesyonel seri katilin çocuksuluğu, karşısındaki ufacık çocuğun olgunluğu/kadınlığı..
Ve aşkı anlatıyordu mathilda:
mathilda : leon, sanırım bir şekilde sana aşık oluyorum.
bu başıma ilk gez geliyor, biliyor musun ?
leon : daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nerden biliyorsun ?
mathilda : çünkü hissediyorum.
leon : nerede ?
mathilda : karnımda. sıcacık. hep orada bir yumru olurdu. ama şimdi geçti.
Aşk bi'çok kitapta, filmde, müzikte anlatıldı. Ama aşka dair en samimi kelimeler o ufacık mathilda'nın ağzından dökülüyordu. Samimiyet, sıcaklık, güven. Bunlar değil miydi karşımızdaki kişiden aradığımız? Mathilda bunu bulmuştu. Ve ama leon da bulmuştu.*
Ahh o nasıl bi' kahkahadır mathildam. Ve leon. Sen nasıl böylesine mimikler, jestler yaratabiliyorsun? Bu nasıl bi' oyunculuk, bu nasıl bi' kendini veriştir ki? Aman lokantadiler bi' şey demese bakışları, hafif utanma, hatta yerin dibine girmek için başlatılan çalışmalar. Gözlerine bakamıyordu mathildasının. Mathilda ise aşk sarhoşuydu.
Ve aşkı toprağa kazır mathilda.
*Çünkü leon aşkı için ölüme gitmiştir. Gözleri kapanırken, mathildaya kapıyı açtığı zamanki nur, bu sefer kendisine iner.
Ve shape of my heart de biter.
Ölü Mustafa'nın Ömürlü Hale Gelişine 15 Saat Kala
-ne yapıyorsun o bilgisayarda?
-okuyorum, dinliyorum, bi' şeyler bi' şeyler anne.
-ne okuyorsun?
-işte tanımadığım insanlar var. yazılarını okuyup tanımaya çalışıyorum anneciğim. ortaklıklar bulup mutlu olmak vs.
-mutlu olmak?
-hm hm. neden ki?
-hiççç.
-ee, sen hiç yazmıyor musun?
-ıı ııı anne. arada karalıyorum ama saçma sapan şeyler işte.
-aç bakayım bi' tane!
-aman boşver anne. sonra gülersin, abime söylersin, kızdırır mızdırır beni. boşver..
-hadiii.
-mmm. dur. seni yazmıştım. hatta bizi yazmıştım. babam cizreye gittiğinde. onu hafif değiştirerek anlatmıştım. heh, bu işte..
(yüzde yarım tebessüm, heyecanla gözlük takılır)
-gülmek yok ama.
-dur bölme şimdi.
-tamam tamam.
(gözde hafif damlacık pıhtılaşması)
-ben bi' kere garaja gelmemiştim. gelememiştim. düzelt onu.
-ehehe anne. biraz kendimden de bi' şeyler kattım yahu. sen hissettirdiklerine bak. böyle değil miydi?
-ama sen ufacıktın. nasıl hatırlıyorsun yahu?
-ohooo. abimi dövmeye çalışan çocuğu, odunla kovaladığımı bile hatırlıyorum. sen o zaman daha 4 yaşında olduğumu söylüyorsun.
-hm hm.
-öyle yani. amaaann anne. takılma, kimseye de söyleme. saçmalamalar işte. anlaştık mı?
-teyzene söylerim.
-mmm. teyzem olur tabii. anne teyzemin tanıdığı filan yok mudur ki? şöyle saçmalarımı biraz daha geliştirsem de, böyle yazınsal bi' yerde çalışsam.
-bilmem. olabilir tabii. bu arada o gün cidden çok soğuktu. kötüydü. o müziğin de allah belasını versin.
-kötüydü be anne. neyse şu an sıcağız. hep beraber.
-gel bi' öpeyüm seni. annnaaaa bizim çocuk edebiyatçı olmuş.
-höh anne! abartma ahahah
(teee 24 sene önce bugün. istemsiz olarak sancılar yaşattığım annem ile bugünki sohbetim. akşam ise yarın hakkında yine konuşmalar olacak ehehe. ölü mustafanın ömürlü hale gelişi. bekleyelim bakalım)
-okuyorum, dinliyorum, bi' şeyler bi' şeyler anne.
-ne okuyorsun?
-işte tanımadığım insanlar var. yazılarını okuyup tanımaya çalışıyorum anneciğim. ortaklıklar bulup mutlu olmak vs.
-mutlu olmak?
-hm hm. neden ki?
-hiççç.
-ee, sen hiç yazmıyor musun?
-ıı ııı anne. arada karalıyorum ama saçma sapan şeyler işte.
-aç bakayım bi' tane!
-aman boşver anne. sonra gülersin, abime söylersin, kızdırır mızdırır beni. boşver..
-hadiii.
-mmm. dur. seni yazmıştım. hatta bizi yazmıştım. babam cizreye gittiğinde. onu hafif değiştirerek anlatmıştım. heh, bu işte..
(yüzde yarım tebessüm, heyecanla gözlük takılır)
-gülmek yok ama.
-dur bölme şimdi.
-tamam tamam.
(gözde hafif damlacık pıhtılaşması)
-ben bi' kere garaja gelmemiştim. gelememiştim. düzelt onu.
-ehehe anne. biraz kendimden de bi' şeyler kattım yahu. sen hissettirdiklerine bak. böyle değil miydi?
-ama sen ufacıktın. nasıl hatırlıyorsun yahu?
-ohooo. abimi dövmeye çalışan çocuğu, odunla kovaladığımı bile hatırlıyorum. sen o zaman daha 4 yaşında olduğumu söylüyorsun.
-hm hm.
-öyle yani. amaaann anne. takılma, kimseye de söyleme. saçmalamalar işte. anlaştık mı?
-teyzene söylerim.
-mmm. teyzem olur tabii. anne teyzemin tanıdığı filan yok mudur ki? şöyle saçmalarımı biraz daha geliştirsem de, böyle yazınsal bi' yerde çalışsam.
-bilmem. olabilir tabii. bu arada o gün cidden çok soğuktu. kötüydü. o müziğin de allah belasını versin.
-kötüydü be anne. neyse şu an sıcağız. hep beraber.
-gel bi' öpeyüm seni. annnaaaa bizim çocuk edebiyatçı olmuş.
-höh anne! abartma ahahah
(teee 24 sene önce bugün. istemsiz olarak sancılar yaşattığım annem ile bugünki sohbetim. akşam ise yarın hakkında yine konuşmalar olacak ehehe. ölü mustafanın ömürlü hale gelişi. bekleyelim bakalım)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)