13 Aralık 2011 Salı

AZ Ben..




Okumamla hüzünlendiğim, hüzünlenmemle mutlu olduğum, mutlu olmamla ağladığım, ağlamamla nefes aldığım, nefes almamla huzursuzlandığım, huzursuzlanmamla sevindiğim, sevinmemle kahrolduğum, kahrolmamla kendimi bulduğum, kendimi bulmakla soyutlandığım, soyutlanmamla dünyaya daldığım, daldığım dünyada kaybolmadığım, kaybolmakla kendimi unuttuğum, unutmakla kendimi bulduğum...
bulmama vesile olan adam..

varsın ve hep olacaksın..

12 Aralık 2011 Pazartesi

nö nö nö nö

Bildiğin diş çekilecek diyor yahu. Hayır hayır yapamam ben bunu. Gerekirse mideye topluca bi' ağrı kesici alışı yaparım ama çektirmem. Çektiremem.

Çektirmeyim:(

11 Aralık 2011 Pazar

Ağrısal Haller

Bazı şarkılar insanda okuma isteği uyandırıyor, yazma isteği uyandırıyor. Bu şarkı böyle bir şey. Huzur verdirecek kadar huzursuz bir şarkı. Bir diş ağrısıyla uyanma sonrasında günün “piç olması” ve bu şarkı.
Piç olmak deyiminin gün için anlamı, günden soyutlanmak, günün seni siktir etmesi gibi bir şey olsa gerek. Ama bu şarkı güzel. Gün ne kadar piç olsa da, şarkı o kadar sahipleneci. Şarkılar o kadar kucaklayıcı. Günün ve dişin işbirliği de bir boka yaramıyor böyle durumlarda.
İlk defa bir ağrıyla uyandım. Cidden kadınları, annemi, kardeşimi daha iyi anladım. Onlara sıkıntılı günlerde yaklaşmamam, uğraşmamam gerektiğini anladım. Fena. Çok fena..

Neyse. Şarkıyı dinleyin. Sevin, sarmalayın..


http://www.youtube.com/watch?v=VYCOg-yglNM&feature=related

28 Kasım 2011 Pazartesi

Az

Rakının yutulmadan önceki ağza tam dolumu ve ağızdaki 3-5 saniyelik kalışı ardından, gözlerin kısılmasıyla oluşan sisli perdede birçok fotoğraf görüyorum. Yutmamla o yudumu ve gözümü açmamla, sanırım kaybedecek hiçbir şeyimin olmadığını göüyorum..

Yaşadıklarımın kolay olmadığı, böyle; salt sapkın, salt serbest ve salt fışkın düşünceler doğurtturuyor..

Evet..


Lanet olsun..

14 Kasım 2011 Pazartesi

huzurlu anlarda huzursuz bacak sendorumu yaşamak. amına koyayım..
Saçma salak bacaklarımdaki ağrıyı bir kenara atarsak, zaman zaman da tam kalbimin sağ çaprazında, yani sağ göğüs kemiğimimin üstünde anlamsız, çok saçma ağrı hissediyorum.
Bildiğin saçma yani. Sanırım yaşlılıkla arta gelen sızılar olsa gerek bunlar..

Sonra bir şarkı dinliyorum hemen bir seyler dökülmem gerek diye dusunuyorum. Ama ne yazmam gerektiğini bilmediğimden, öylece kalakalıyorum. Ama biliyorum. Kendimi biliyorum. Zerre yazamayacağımı biliyorum. Neden kıvranıyorum hala bilmiyorum.

Ama şarkı devam ediyor tabii..

Ağrı da..

Birisinin gittim dediğindeki ağrı gibi..

Uyudum..

6 Kasım 2011 Pazar

Bayram mı?

Çok uzak değil. 2 bayram öncesi..

"Çocuklar bugün iş yok. Ve bayram süresince de çalışmayacaksınız!" diyordu bölük komutanımız. Üs bölgesinde. Artık omuzlarımız çürümüş kum torbası taşımaktan. Ve benden önce omuzlarım teşekkür ediyordu bölük komutanına. Belki de ilk defa seviniyordum islam ülkesinde yaşadığımızdan dolayı. Yoksa çalışmaya devam edecektik çünkü. Sormamıza izin verilmeden. Şu an fonda mor ve ötesi'nin "sor" isimli şarkısının sadece fonları süsleyeceği, "bu şarkı sınırda görev yapan tüm mehmetçiklerimize gelsin" diyen spikerin, sadece o askerlerin ailelerinden başka kimsenin içini sızlatmayacağı, kırmayacağı günler. Hala da öyle..

Bayram sabahı. Bedelli askerlik yapan canım kardeşlerimizin, hiç de eskimemiş, gıcır gıcır elbiselerine "para ödeyerek" başladığımız sabah. Ve bayram müjdesi olarak "ya yakalatmış olduğumuz, ya da çıkmak üzere teslim ettğimiz cep telefonlarımız. Evet serbestti o sabah. Yakalatma korkusu olmadan konuşacaktık ailemizle, sevdiklerimizle..

Herkesin yüzünde sahte bi gülümseme. Gerçek bi özlem.

Benim aklımda evde olma hayali kurup, keşkek ve çörek düşlerim, başka bir çocuğun yeni doğmuş kızının hayali.

Lanet edilesi sistem ve o sistemin yarattığı cocuklar ve aılelerınden başka kimsenin siklemediği ortamlar..

Daha birkac gün önce yitirilen çocuklar. Ve ailelerinin onlarsız ilk bayramları..

Bayram mı?

Bu ülkede artık bayram mı var? Savaş olan, insanların öldüğü bir yerde nasıl bayram olur ki?

1 Kasım 2011 Salı

artık ne yazasım var ne de isteğim.

çok da umrunuzdaydı ya:) öyle işte.

14 Ekim 2011 Cuma

Islanmanin kutsaliyeti. Kutsalliyetselligi..

6 Ekim 2011 Perşembe

Gemlik günlerine 3-4 kala hazırlıklar. Yeni übersonik telimi alarak ilk adımı attım. Gerisi şirkete kalmış, ivit. Gemlik sonrası yurt dışı olur mu, onu da bekleyip göreceğiz..

26 Eylül 2011 Pazartesi

az huzur

huzur:

-sustum.
baktı..
-bıraktım kendimi..
tuttu..

gece-ay-deniz üçlüsü. ve buna eklenen harika bir soğuk. çok üşütmeyen. ve akılda uçuşan düşünceler.
düşünceler düşünülürken (evet düşünceler de düşünülebilir) usulca fondan yükselen sesler. ve birden bir yıldızın kayarken çektiği klark. her şey bugunlerde tamamlamak için kurulmuş gibi.

anlık rüyalara geçiş:

kalbim yükselirken göğe nefesim durdu. öldüm sandım. ama bizatihi canlanmışım. soyutsal somut alanlara anlık gark edişler. tebessüm edişim..

ısındığım anlar:

çok üşümüştüm. evet bu bir rüya da olsa üşümüştüm. rüyada üşümenin de ilk defa olduğunu anlamıştım. rüyamda ölüp canlandığım çok olmuştu halbuki. ama ölmek üşümek kadar kutsal değil. tebessüm ettim it gibi titrerken.. çünkü huzur ses etmişti..

huzur:

baktım. sadece baktım. bakarken konuşamadığım anlar. konuşamadığım anlar da kalbimden yükselen trilyonlarca kelimeler. en bensel hallerime dönüşler. en huzurlu hissediş anları.

rüya:

aktım gittim. yollara. ilerlediğim her bir adımda 10 senelik bir anı bıraktım geçmişime. geleceğime. öteme berime. sustum. susarken konuştum.

hayat:

varoluşun kimi zaman nasılda bir nadidelik sağladığını gördüm. rüya da olsa. nefes aldığım anın gerçekliği ne kadar masalsa, rüyanın varlığının gerçekselliği.

uyku:

ne kadar en derine gidişin bir önceki evresi olsa da( bir ilerisi ölüm) kutsaliyet sahibi bir nadide. uykuyla sevişince rüyanın doğduğunu ve o rüyanın muhteşem bir huzur getirdiğini anladığım anlar..

huzur:

bakışların kutsaliyeti kimi zaman en derine inebiliyor. ve fondaki sesin sesi biraz daha yükseliyor. yeryüzüne bir hediye gibi sunuyor gibi kendisini .

kalkış:

bir rüyada sözlenebildiğinin verdiği iç huzurla, huzurla vedalaşmanın gerçekliği..

bitiş:

yeni bir başlangıç..

11 Eylül 2011 Pazar

böyle şeyler takılıp kalıyor bazen gözüme;

"keşke sen ben olsan; seni sevmenin ne kadar zor olduğunu anlasan! keşke ben sen olsam; bu kadar sevilmenin tadını çıkarsam."

demiş üstad..

2 Eylül 2011 Cuma

..

Kafelerdeki eski yazıları silmesinler. boyamasınlar. madem boyayacaklar yazdırmasınlar. evet!

29 Ağustos 2011 Pazartesi

tivit hedesi.

Pek anlamasam da ve ne zaman açmış olduğumu hatırlamasam da, benim böyle bi' hesabım varmış yahu;

http://twitter.com/#!/usulusul

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Sızıntı-Cızırtı

Lanet olası günler bir rüyayla kendini hatırlatıyor birden bire. Evet 1 sene öncesi. Bazılarına göre “ah ne çabuk bitti de geldin” dediği, bana göre ise yüzyıllık bir 1 sene.

Afalladığımız günler..

Daha yeni gitmemizin yarattığı afallama halleri. Sanki ordan benden daha önemli bir şey varmış gibi, hemen telefona saldırmalar. “anne ben iyiyim!” demeceler. 1 2 kişi daha..

Ktm belasından kurtulup başka bir belaya gelmiştik aslında. Dağın başında, en cilveli hayvanların kartallar olduğu bir yerdi bu yerimiz. Boşu boşuna gabar kartalları da demiyorlardı sanırım. Bizi beceren onlarca kartal. Üstümüzde..

Gittiğimizde hafiften başlayan taburu güçlendirme çabaları. Biz ise en profesyonel inşaatçılar. Kum çek-çimento çek- “al bunu da çek!” diyenlere sonsuz itaat eden lanet toz yutucular, en bir şahane komandolar, en mükemmel inşaat ustalarıydık. Kürek tutmayı bil(em)diğimi de orda öğrenmiştim. Tıpkı nadide bir nişancı olduğumu da öğrendiğim gibi.

Kulağım ağrıyor her sabah..

Bazuka halk tabiriyle. Bize verilen adıyla rus ağır silahı rpg/7 roketatar. Zimmetlisi kim?

Ben..

Roketatar çavuşu ömür.

Ağzına sıçayım..

Kulağım ağrıyor..

Kulağım lan.

Kulağım orospu çocukları.

Kulağım.

Yüksek seste comfortably numb dinleyemiyorum lan artık. Cızırtı yapıyor orospu çocukları.

Kulağım.

Hayır geldiğime şükretmiyorum. Etmeyeceğim de.

Kulağım ağrıyor orospu çocukları.

Kulağım.


Yorgun yatıyorduk. Ülkenin gururu, onuru olan bizler yorgunduk. Gece 00:10..

Kalkkkkkkkkkkkkkkkkkk.

Tepe basıldı.

Bakındım. Millet kalkıyor. Anlamlandırmaya çalışıyorum. Sanırım kalkmalıydım. Gelmişlerdi bu sefer. Ama daha yeni değil miydi lan? Daha geldiğim ne kadar olmuştu ki? Ne aceleniz vardı lan? Yorgundum olm, bıraksaydınız da uyusaydık. Sonra savaşırdık. Ne aceleniz vardı?

Ayağımda saçma salak bir terlik, üstümde atletim, altımda şortum mevzime yol almıştım. Şok halini ilk kez yaşıyordum sanırım. Ha bir de 7.4 lük bir şok hali vardı ki, bu daha farklıydı. Eminim..

Her yerden bir ses. Top sesleri, havan sesleri. Sesler.

Kulağım..

9 ay boyunca kalacağım yer olan tepe basılmıştı. Ordalardı. İlk defa bu kadar dibimizdeydiler. İzliyorduk.

Ama iki merhametli grubun savaşmasından ölen olmadı. Yaralananlar vardı. En başında da ben.

Kulağım..

Taburdaki üstün inşaatçı halimizi gören büyüklerimiz, “hadi aslanlar bir de tepeyi yapın da gelin” dediler. Daha güzeldi. Daha rahattı. Hiç değilse cebime telefon girmiş, geceye ortak ettiğim gececiler girivermişti hayatıma.

Ama yüküm ağırdı. Çünkü çimento hiç hafif değildi. Gece çıkılan görevler hiç hafif değildi. Roketatarım da hiç hafif değildi. Ben ise çok ağırdım yeryüzünde. Yerin yüzüne öpücük kondurmaya az kalıyordu her adımım.

Ben ağırdım ama komutanlar hafifti sanki. Yüzüme öpücük kondurup, “bu vatan seninle gurur duyuyor evlat, bu üstün hizmet belgesi bizim gururumuzdur, ailen ve devletin (!) seninle gurur duyacak” dedi ve bitti..

Ama şey.. mmm. Ama kulağım. Sızlıyor sanki. Hmhm. Şey. Bi ses deneme çekseniz. Hmm?

Kulağım?

1 Ağustos 2011 Pazartesi

oranda

yüzümde hüzünden gölgeler varsa,
o hüzün yüzündendir olsa olsa.

bilmiyorum, bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa,
yaşanmadığı okunur, şimdi, daldımsa.

özledikçe yalnız durup-susup baktımsa,
sorulacakken nedeni nasıl sormadımsa.

geldiğini umudumda umutla umdumsa,
geleceğini görüyor-biliyordum, anlattımsa.

o geçip-gitti ora'sına, ben görmedim, baktıysa.
derim ki şimdi, bir daha gelse de, sorsa.

sözümle, yüzümle,gözümle dedim, duysa.
bense buramda onu bekledim oysa.

yüzümde hüzünden gölgeler kaldıysa,
içimde örülen duvardan düşmüştür, çatladıysa..

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Az Geçmişsel

Hey gidi hey. Bu yazımı kopyalamasam olmaz. Ahahaha. Cümlelerimi yediğim, kelimelerini sevdiğim. Bencillik o biçim, teheyy teheyy..


"kimi zaman bir şarkı buluverir ruhu. o an o şarkının karşına çıkması gerekiyordur.
o şarkı karşına çıktığı an da yine hayal kırıklığına uğrayacaksın. yine kendine küfür edeceksin. “sen bu şarkıyı daha önce nasıl dinlemedin” diyerek. ama şarkı başladığı an, bir sonraki tekrarına kadar aldığın nefesin hazzını yaşıyor olacaksın. evet enfes bir ses, enfes bir yazı başlı başına bir yaşam bağlatıcısı.
geçmişten farklı günler yaşıyorum. en azından ailemin daha bir gözlerinin içine bakıyorum. annem başımı kaşıyıp beni uyku dünyasına hazırlarken, başımın aslında ne kadar orgazmik bir yer olduğunu anlıyorum. bir dize yatayım o baş kaşınsın. sadece kaşınsın. ama yattığım diz annemin dizi olsun. hiçbir kız o mutluluğu cidden yaşatamadı. hiçbiri annem gibi kaşıyamadı. kaşıyamayan sevgiliyi ne edeyim afedersin? dedim kendime..
gün sayıyorum. herkesin onur gurur duyduğu, benimse içimden hiç ama hiç gelmeyen o güne gün sayıyorum:askerlik.
baba; "birisi benim onurumu kırarsa ben karşılık veririm" diyorum, yemek yerken. sana karşı kendimi dizginleyemediğim zamanlar, fevri çıkışlarım oldu. sana diyorum. babama! elin adamı benim onurumla nasıl oynar ki, ve eğer böyle bir şey yaparsa ben nasıl susarım ki diyorum.
"oğlum susacaksın" diyor babam. emekli astsubay olan babam diyor. sonra annem lafa giriyor: aman oğlum diyor. bulaşma kimseye. git gel hemen diyor. tamam anneciğim dedikten sonra, içime doğdu. bize yakın bir yerde askerliğini yapacaksın diyor. anne hayal kurmak, hayal kırıklığına davet çıkarmak olur ki, bunu boş verelim diyorum.(düşten gelen bi'ses bu cümleyi yasakladı. hayal kurmak en güzel bi' şey.) hem ne olacakmış yahu. ha diyarkabır, ha istanbul, ha adana, ha rize. babam lafa giriyor bu sefer. herhalde oğlum, her yer bizim. (ama baba. içimden hiç gelmiyor gitmek, diyemiyorum. o da gitme oğlum, sen askerlik yapamazsın ki diyemiyor. ama konuşurken hepimizin gözleri dolu dolu. o yüzden sert görünmek o anlar da daha iyi gibiydi. anne yarın tecilimi bozduracağım dedikten sonra, “ama benim yüreğime bir şey olduuuu” dedikten sonra sarılıp ağlaşmamız vardı ki. yok dayanamam. paşalar gibi yapıp gelirimci olmalıyım)
bugünler de, okuduğum kitabı daha iyi anlıyorum. sözler gözümün önünunde daha iyi süzülüyor. beyin aldırgaçlarımın kitap okurken nefes aldığını hissediyorum. aynı şey şarkıları dinlerken de geçerli.(bu yazıyı yazdırtan şu an ki dinlediğim şarkı gibi*)
dedim ya. günler daha başka geçiyor. herkes beni memnun etme derdinde gibi. aslında hep öyleydiler – ki öyleler- ben bu aralar duygusallaştım. sürekli kitap okumasını istediğim kızkardeşim mırın kırın ederken, şimdi kitap okuyor oluşu ve kitap siparişleri veriyor oluşu gibi. ya da abimin iki günde bir elinde bira ile eve gelişi, biralar eşliğinde pes oynamalarımız gibi. sonra yenenin, ertesi güne ve yeni pes oynanmaya başlanılan süreye kadar eğlendiğimiz an gibi
bilmiyorum ama herkes çok farklı geliyor. zaten öyleydiler. ben duygusallaşıyorum. ki öyle..
birçok arkadaşıma askere gideceğimi söyledim. uzun değil mi dediler? evet dedim! sonrasında hep aynı şeyler eklendi. mektup yazarsın değil mi? ehhe yazarım dedim. o kadar çok mektup yazacağım kişi oldu ki, sanırım genel bir yazı yazıp, fotokopileyeceğim. eheh.

düşünüyorum: beş dakikada gece oluyor. resmen beş dakika yahu. anlayamıyorum. beş ay beş saat gibiymiş geliyor. her şey çok hızlı geçiyor. bunlar kendimi kandırmaya yönelik saçma laf öbekleri. ama inandım. inandırdım kendimi buna. belki de ihtiyacım var bu kanışlara.
her gittiği ortamda kendim gibi kişiler çıktı karşıma. beni anlayan. ya da anlıyormuş gibi yapan!
evet gideceğim iki ay sonra. içimden zerre gitme gibi bir düşünce olmamasına rağmen. ve şunu anladım ki, askerlik denen olgu özgürlüğü cidden kısıtlıyormuş. gitmeden bunu da anladım. özgürlüğün en bir güzel şey olduğunu da. dedim ya duygusallaştım eheh.

*kimi şarkılar vardır soyutlar. düşündürtür seni. alıp götürür. beni alıp götüren camel’a ve o’nun nadide eseri olan rajaz’e şükran borçluyum. bu şarkıyı karşıma çıkartan kişi ise baş nadidedir gözümde..

ha bir de. az önce(yaklaşık iki saat önce) anneme kalktığımı ıslıkla duyurmaya kalktım. o da ıslıkla cevap verdi. hatta beş dakika ıslıklaştık. diyeceğim şudur ki, arada ıslıklaşmak günü eğlenceli kılabiliyor ciddi melankolinin üstüne. söyleyim dedim. belki yaparsınız siz de!"

24 Temmuz 2011 Pazar

Hadi yağmur yağabilirsin.. Başarabilirsin bunu. Ha gayret, ha..

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Radyo KK

“Kadınlar önce seni sen yapan özelliklerine aşık olur sonra da onları senden almaya çalışır.''

Askerdeyken okuyordum.. Kaybedenler kulübü. Nejat İşler varsa iyidir diyordum..

Ta ki 3 5 gün öncesine kadar en bi' sevdiğim digitürk'ün salonlarından birisinde bu filmi gördüm ve izledim öyle umarsızca, popülerleşmiş olmasının verdiği ön yargıyla.
Film bitti ve şunu dedim ardından. "Bu film izlenir hacu!"
Kendimden bi' şeyler bulabildiğim "şey"ler hoşuma gidiyor. Her seferinde huzura kavuşturan Tutunamayanlar'ın olduğu gibi.
Tutunamayanlar benim için yeniden açılıp okunması gereken bir kitap olmaktan çoktan çıktı. Tutunamayanlar benim için ihtiyacım olduğunda herhangi bir sayfasını açıp "hmm evet" demekten ibaret olmuş durumda.
Filmden bahsediyorduk yine nerelere kaydık.
Ben bu filmi her rastgeldiğimde izlerim. Ki salonda olması da ayrı bi' güzel olmuş. Türkmax'a vermek büyük aptallık olurdu çünkü böyle kitapsal bir filmi.

Ayrıca beni mfö ile yeniden tanıştırdı. Anlamı daha büyük oldu filmin..

Öyle işte..

Kıskançlık ömür boyu maalesef..

Ha ömür.

Sikiyim..

16 Temmuz 2011 Cumartesi

annem, ben ve midyesel dolma halleri

Paha biçilemeyen anlardan birini de bugün yaşadım. Neden daha önce yaşamadım diye hayıflandım günümün her dakikasında. Her saniyesinde..
Evet bugün annem ile altüstü alışveriş için çıktım. Annem ve ben. Sadece..
-anne seni süper bir yere götüreyim mi?
-amannnn Mustafa. Ne gerek var şimdi? Hallettik işimizi gidelim evimize. Daha ütüsü, çamaşırı falanı filanı.
-Annem hadi. Gidiyoruz..

Gittiğimiz yer izmit’in en iyi midye dolmacısı. Benim türlü türlü arkadaşlarla çok kere gittiğim, annemin ise ilk gidişi..

Daha annemin midye ya da kokoreç sevdiğini bile bilmiyormuşum. Bi’ an küfre başladım kendime, ki annemin elimden tutup, "ahh Mustafa, çok sevdim ben burayı. Hep gelelim olur mu?" deyişine kadar.

Elbette annem. Sen ki beni sahiden özleyen, sen ki beni sahiden seven, sen ki beni rüyalarında görüp bi’ an önce aramak isteyip bulduğun kadın.

Seninle olmak bedelsizmiş ki..
Sen varmışsın.
Diğerleri için üzülmeme ne gerek varmış ki.
Yokmuş yok..

Birafm dinleyip, biramı yudumlarken anneyi yazmak da en bi’ güzel şeymiş.

Mis yahu. Mis..

9 Temmuz 2011 Cumartesi


İçimdeki fenerbahçe aşkını yeniden pörtlettiği için türk adaletine teşekkür ederim.

1 Temmuz 2011 Cuma

Kimi zaman bi' özlem alıyor ki içimi sorma gitsin.

-sorduk mu?
-keğss.
-peki..

24 Haziran 2011 Cuma

İyiden iyiye lastfm'i sevmeye başlıyorum. geç kalış ama olsun..

Sıcak Hava Dalgaları

Başlıkları alt alta sıralamak istesem, sanırım şu iki şarkının alt alta gelmesini isterdim:

*no surprises (7)
*(so) fuck u (anyway)(7.5)

entry sayısı 7.5 olmasının sebebi, bu şarkı hakkında tam da istediğimi yazamadığımı, yazamayacağımı bildiğimdendir. Öylesine pelesenksel hallere büründürüyor bu şarkı beni. ki iki günde içinde dinleme sayım belki 500’ü geçtiğinden bi’ şeyler karalamaya da itiyor.

So fuck u anyway. No surprises bebeğim, fuck u please. Rahatım bitanem lütfen siktirip gider misin? Öylesine işlerle uğraşıyorum ki, artık bana bakma ve siktir git. Anyway ok? Ama bakma artık öyle. Fuck!
Tamam komiktim belki ve hala da komikleşiyorum. Ama ben kendime “de hadi be ömür, fuck” diyebiliyorum. Fuck u ömür. Ömür ömür ömür ömür ömür. Ömür ömür ömür. Aitlik ekinin belki de en bi’ uyduğu isimlerden biri.
İsmimi sikiyim..

Sanırım yoruluyorum. Ev işleri cart curt. Gerginim. Ki az önce ilk defa o kibar, tevazu sahibi ömür, üzerindeki the wall tshirtüyle bankacı hatunun ağzına sıçacaktı. Bi’ an güvenlikçiyle göz göze geldiğini gördüm bile. Menepozdaysa veya menepozda da olmayıp menepoz gibi davranan hatunların, üç kelime edemeyip göz göze gelmemeye çalışmalarını anlayamıyorum. Sanırım bu da aldıkları eğitimden kaynaklanıyor bilemedim. Göz göze gelirsek etkileriz filan di mi?
Çok meraklıydım gözündeki renge, bakışının edebiyatını çözmeye. Çok..

O değil de...

Neyse..

19 Haziran 2011 Pazar

"insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
başlar her gün biraz daha insan olmaya.
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya."

13 Haziran 2011 Pazartesi

Diyarbakır Ktm

bir başka adı hayvan toplama merkezi olan yer.
daha yeni kopulmuştur evden. uçakla diyarbakıra inilir ve yanında kimse olmadığından direkt ktm'ye teslim olunur. ilk önce etrafa bakılır. onlarca insan. onlarca boş gözle bakan güruh. daha hiçbir şeyin farkında olmadan ve dahası daha 2 saat öncesinde annenin, babanın kokusu üzerindeyken burası neresi bakışları.
başta iki tane uzman. ya da astsubay. ama iki ya da üç. ve bine yakın asker.
asker gururdu tabii ki. yapılması gereken bi' şeydi. ve sınırda yapmış olmamızın ayrı bi' mutluluğu vardı..
-nah vardı amınakoyum. sadece sevenlerimi üzmemek için davranmam gereken bi' haldi o.
sınır bölgelerde sınırı koruyacak olan mehmetçiklerdik biz.
ama ilk gireceğimiz test ktm testiydi. dayanıklılığımız orda ölçülecekti. ıspartada olanca yükle dağlarda gezişimiz, intikallerimiz yeterli değilmiş çünkü..
ilk önce ellerimize çöp poşetlerini verdiler. hayvan gibi yerin mıntıkası için. yapmadık, bi' daha sıraya geçirdiler. sonra bi' daha yapmadık. yaptıramadılar. çünkü ben diğer askerlerden üstün hissediyordum kendimi. çünkü bana bu aşılanmıştı acemiliğimde. hatta elime de kına yakmışlardı. kusmuştum o gece hep. dayanamamıştım kokusuna. ama emirdi işte. ya pa cak sın..
tek sıraya geçirildik. çantalarımızı bi' kenara koyup yeniden gelmemiz istendi. düzeltiyorum. emir verildi..
geçtik yeniden. küstahça gülen bi' rütbeli bakalım ne eğitim almışsınız görelim dedi.

yatın.
yattık.
kalkın.
kalktık.
yatın.
yattık.
kalkın.
kalktık.

sürünün...


ama benim elimde kına var. ben hani kınalı kuzuydum. hani ben onurdum. hani ben gururdum.

süründük..

ve o koca alanın mıntıkası yapılmış oldu ağustos sıcağında.
ve o gece dışarda yatırılarak da ödüllendirildik. bok kokan koğuşlarda yer olmadığı için..


moralim bozuldu..

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Tam tamına bir ay olmuş geldiğim. Bazen ağrılarımın envai çeşit yerimde sızlamasıyla küfredip, o anlar aklıma gelse de, yarın yeniden askere alacaklarmış gibi geliyor. Tuhaf. Bu psikolojiyi acilen atmam lazım. Fena halde lazım hatta..


27 Mayıs 2011 Cuma


Birsen Tezer. Sen ne güzel bi' ablasın yahu..

8 Mayıs 2011 Pazar

BİR GELİŞ BİR GİDİŞ


Kolay olmayan, stresli bir 15 ayın sonunda yeniden evimdeyim. Şapşal şapşal bakan gözlerle yeniden eve adapte olmaya çalışıyorum. Bu da kolay olmuyor tabii ki. Annemin her 15 dk da bir sarılışını, ağabeyimin kulağımdan hala şafak almasını, duygumun o takılışlarını hesaba katmaz isek tabii. Neyse, hayatta ki yapmamın zorunlu olduğu bir fiiliyatı atlatıp geldim. Konuşulacak çok şey olsa da, askerliği anılarımla birlikte gömüp bir daha çıkarmak istemiyorum. Askerlik anılarımı anlatıp kafa ütüleyen kişi olmayacağım.

Bugün anneler günü…

Belki de hayatta en önem verdiğim varlıktır annem. Ve diğer bir önemli varlığım da, belki de en iyi arkadaşım olan anneannem. Anneannem’di..

En iyi arkadaşım diyorum. Çünkü onun da en iyi arkadaşı olduğumu biliyordum. Nasıl olmayayım ki? Gecenin bir vakti ona su götürüşlerim, sivrisineklerden kurtarışım, terlediğinde tülbentini biraz gevşetip rahatlattığım, sınırsız şakalarım ve onun da bana sınırsız takılışları, fb gs muhabbetimiz, namaz kılarken yaptığım maymunluklarla yüzünde açtırdığım buseler, ufacık ayağına giydirdiğim çoraplar vs vs..

Ben geldim ama O’nu bulamadım.

Gidişimin ikinci gününde vefat etmiş. Dayanamamış mustafasının, deli yüreğinin gidişine.

Kara kaşlın en kısa sürede yanına gelecek Ulviyem. O zamana kadar huzurla uyu. Merak etme üşüyorsan biraz daha örterim üstünü, ya da terliyorsan tam tersini. Aklımdasın hep canım benim, aklımda.

Ve de en başta senin anneler günün kutlu olsun Ulviyem. Senin, annemin ve tüm annelerin..