15 Mayıs 2010 Cumartesi

vuu puslu bi' hava. seviyorum ki ben bu havayı.
lady fantasy ile tekrar tekrar yaparken cüzdanımı kontrol ediyorum. saatın 10 olmasını beklıyoruz. biz de tamcılardanız. ya ceyrek gece, ya kala ya bucuk. bugun tamcıyız.
neyse bakalım. rajazı açayım bi' de. tam olayım ben de saat gibi..
baş baş.
ps:amma acitasyon dolu bloglar. vay ki ne vay. ahah

14 Mayıs 2010 Cuma

Evet...

Evettt. Azcık sesi açalım. Hmm. Dur dur bu şarkı olmaz. Yeni girecek olan şarkıyı bekleyim yazmak için.
Evet “fade into you”. Yazmak için uygun. Dökülelim bakalım..

Dün;
Parfüm kokan bi’ İstanbul gecesi, Yeditepe üniversitesi duman’ı ağırlıyormuş. Er-erbaşa serbest mi acaba diye kendime sorarken, ağabeyimden haber geldi:” Duman seni çağırıyor mıstık”. Bir Kaan edasıyla “eyvallah eyvallahhh” dedim. Hemen aperatif birkaç gıdamsıdan sonra, yollara düştüm ve 1.5 saat içinde İstanbul’da 2 saat içinde de(yarım saat sonra) 7tepe üniversitesinde olduk. Sanırım bundan sonrası için yeni bir başlık açmalıyım;

7tepe üniversitesi;
Bir üniversite düşünün ki parfümle yıkanmış olsun. Gözüm tabela aradı: “açık alanda parfümlü volta atmak yasak. Cezası 69 Ytl”. Ama yoktu! Kendimi çimlerin kokusuna bulamak isterken, belki de bir inek gibi gözüküyordum. Ama o kadar kokuyu kaldıramazdı asker. Aklıma birden Radiohead’in “fake plastic trees”i geldi. Fake plastic faces diye de ben çevirdim. Ağabeyimin beni birayla hayata döndürme girişimleri ise bir noktada işe yarıyordu. Ne kadar çok içersem o kadar ben bana döner, kendimle ilgilenirdim. Abim tanıyordu beni. Takdir ettim kendisini bu çabasından ötürü. 4. biramı açarken sahnenin ışıkları kısıldı ve duman tüm askerler için söylediği konserine başladı. Yeni albümüyle daha haşır neşir olmadığımdan, pek aşina değildim. Ama sırf üzerimde duran "animals" yazısına nazire yaparcasına; “hepimiz bir hayvanız” diye bağırıyordu sevgili kaan. Ne de doğru diyordu. Ama neye istinaden öyle dediğini şarkılarını hep bir ağızdan söyleyen türkiyenin en güzel kızlarının ve heriflerinin bulunduğu yerleşkedeki çocuklar anlamış mıydı? Ağabeyme sordum: “yalan gibi değil miİ?” dedim. “yalan olan ne? dedi”. “Görmüyor musun. Hiçbir şey umurlarında değil.” Sonra cevap verdi abim. Nitekim haklıydı da. “bu psikolojiyi atlatacaksın. Askersin oğlum ehemehe” dedi. Halbuki ben gülmedim. Asker olmasaydım da o plastik görüntülerine atıfta bulunurdum. Bulunurdum evet..
Daha bildik şarkılarına döndü ilerleyen saatlerde duman. Nitekim askerin isteğini kırmadı ve yürekten’i söylemeye başladı. Gözümü kapadım şarkıya kapıldım:

öyle yürekten seviyorsan
aklı başından atacaksın
kimi yanında arıyorsan
önce içinde bulacaksın

buluyordum sanki. Yani bir sanrı ama çok sevdiğime +1 eklendiğini görüyordum. Düşünüyordum onu, evet.. Ama ben kendimin neresindeyim onu bilmiyordum. Kendime uzak olduğum gibi ülkeme de uzaktım. Uzak olacaktım. Olacağım!

Canım Kaancığım konserinin sonunda “tüm Mehmetçiğe selam olsun, ömür tezkereyi sağ salim alsın” diye bitirdi. Eyvallah kaanım dedim. Çıktıktan sonra güzel bir yağmur başladı. O yerleşkenin kokusunu da sadece yağmur temizleyebilirdi sanırım. Acaba cep telefonlarının yanında, ya da sigara kutularının içinde parfüm mü taşıyorlardı o kişiler anlamış değilim. “Ahh parfümsüzlük başıma vurduuuğğğ kızzzz” demeleri muhtemelmiş gibime geliyor. Neyse, yağmurda kalmıştık. Ağabeymin çok müstesna arkadaşının süper bir mini cooperı ile istanbulun ıslak caddelerinde yol alıyorduk. İstanbul’a dair istediğim bir şeydi. Güzel bir araba ile güzel bir şarkı eşliğinde yol almak. Yağmur ile birlikte.
Yağmur bittiğinde uyumuş idim.

Bugün(son-1)

-mıstığım bugün ne yapayımmmmm?
-ahh anneciğim ne istersen onu yap. Fark etmez ki!
-söyle söyle.
-canım bidenem. Valla fark etmez..
-iyi o zaman mantı yapalım
-eheh olur. Yardım bile ederim
-tamam ben de babanı kafaya alırım. 1 saate bitiririz.
-tamam tamam

elimin hamuruyla yazıyorum. Valla. Elim mis gibi hamur kokuyor yahu. Biraz kıyma, biraz sarımsak karışık. Ama hoş. Annem sofraya sonradan dahil olan kızkardeşi ve anneannemi uyarıyordu: Mustafa gibi yapın.
Evet bu işi kapmıştım. Asker dönüşü bir mantıcı dükkanı. Ya da seyyar bir mantıcı. Hobaa süper fikir bak bu. O değil de asker dönüşü dedim değil mi?

Hmmm

Sanırım 1 sene boyunca alışkanlıklarımdan uzak kalacağım. Aile-arkadaş-net vs..

Bu süre zarfında hepinizin iyi dileklerinize ve kulak çınlatmalarınıza ihtiyacım olacak. Hepinizi öpüyorum. İyi bakınız kendinize..

Elleri ellerime
Gözleri gözlerime
Saçları saçlarıma
Karışan bir sen olsan

Bu şarkıda hoş. Dinleyiniz. Kaanımdan..:)

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Floydsal Haller

Oyy. Yeni aldığım pink floyd t-shirtümle izmitin buğulu güneşinde, caddelerinde arz-ı endam ettim. Nedense bu tshirtler bana psikolojik rahatlık sağlatıyor. Daha ferah oluyorum ve daha bi' sağlam basıyorum yerlere. Üzerimde yazan "animals"ı görünce insanların ne düşündüğünü düşünmeye çalışıyorum yürürken. Çünkü biliyorum ki bu albümde ithaf edilen küme insanlardı. Ben ne düşünürdüm peki. Sanırım bu günlerde düşünmenin en saçma şey olduğunu düşünürdüm. Evet düşünmüyorum. Sadece kokluyor, öpüyor, tadıyorum. Düşünmüyorum!
Ha bu arada. Bi' sahafta kitaplara bakarken 18 19 yaşındaki bi' genç kızımız gelip, "ben en çok wish you were here seviyorum dedi. Ahh ne harika dedikten sonra "songs:ohia"yı tavsiye ettim. Beraber teşekkürlestikten sonra eve doğru yol aldım. Ama hemen eve girmedim. Ev kokusunun üstüne biraz da deniz kokusu serpiştirdim. Sonra usulusul eve yol aldım.

Pink Floyd ve yaşam. Pek güzel..

9 Mayıs 2010 Pazar

Deneysel Günler

Bakalım yazabiliyor muyuz? Öhm. Deneyelim azcık…
Koğuş kalktan, “mıstığım hadi kalk da bir kahvaltı yapalıma dönüş. Bir haftalık mıstıksal haller. Sonrasında Onbaşı Mustafalığa tekrar geçiş.
Aslında sonraları düşünmenin az biraz saçma, aslında saçma değil de, gereksiz olduğunu gördüm 75 günlük deneyimim sonunda. 75. çok gözüken ama çabuk biten 7 lik 10’luk demeti. Şu onluk demetlerden bi’ 36 tane daha var. O değil de azmış yahu.(pok az ehuhe)

Babam dün bi’ kanalda Pink Floyd’u yakalamış. “Sen geldin ya seninkiler çıkmaya başladı” diyor. Ama babam da High Hopes’u dinlerken klipten fena halde büyüleniyor. “Bu adamlar bu işi biliyor yahuuu” diyerek sesini daha da açmamı istiyor. Kız kardeşim ise diğer odadan beni çağırıyor. “abi baksana saçımı şu kadın gibi yaptıracağım. Nasıl?” “Ehmm bilemedim ki duygucuğum. Uzuna alıştık ve sana çok güzel gidiyor. Ama evet evet kestir. Bu kadar güzellik kötü, eğğğ” dedikten sonra güzel bi’ kahkaha tufanı atılıyor odadan. Annem her gördüğünde öpücük bombardumanına tutuyor. Abim ise kaçırdığım Fenerbahçe maçlarını yaşatırmışçasına anlatıyor. Sonra duygu bi’ daha yanıma geliyor. Getirdiğim kinyas ve kayra adlı kitabı eline alarak. “abi nasıl ki bu kitap” diyor. “Mmm”diyorum. O iki çarpık yaşamları olan adamları saçımı böyle yaptırsam nasıl olur ki abi diyen bi’ bebeğe oku demeli miyim, dememeli miyim diye düşünüyorum. Sonrasında “kitap evde tatlım. İstersen oku. Okuma hızın artar canım” diyorum.

Sonra gazetelere şöyle bi’ bakayım diyorum. Şırnak’ta bi’ asker mayına basmış haberini okuyorum. Arka fonda “dirge for november” çalıyor okurken. Brütal kısmında ben de ses tellerime tecavüz ederken “azcık kıssana şunun sesini yahu” gibi bi’ ses gelmediğini görüp biraz daha ses veriyorum. Biliyorum ki içerden onlar da benim gibi bağırıyorlar hayata. Onlar da farkına varıyor hayatın bir illüzyon olduğunu. Nasıl olmasın ki? Hayatın beklenmedik ve inanmadıkları yüzünün testini ben yapacaktım. Çok sevgili oğul, biricik kardeş, sevecen bir arkadaş olan Ömür..

Annemin yanına gidiyorum. Anne diyorum içinde ufacık bir korku olmasın e mi diyorum. Bak diyorum kimin yarın trafik kazasından ölüp gideceği belli mi diyorum. Evet diyor. Ben kadere inanıyorum bitanem diyor. Anne bunun kaderle pek alakası yok ama derken, askerde siyasetin ne kadar saçma bi’ şey olduğunu düşünüp, babamı üzdüğüm siyasi muhabbetlerini aklıma getirerek, evet anneciğim kader. Kadere inanmak lazım diyorum. Ben demesem de ağzım konuşuyor. Sonra annem kendine çekip beni öpüyor. Beni. Benliğimi. Beni bana hatırlatıyor kokusuyla..

Yavaş adımlarla odama yol alırken “is there anybody out there” sesi yükseliveriyor. Buradayım diyorum hayata ve senin getirilerine gülüyorum diyorum. Harika klasik gitarın her gıdıklanmasında boşalmış zihime yüklemede bulunuyorum. Ve yaklaşık 3-5 ay önce gelen ölümü sempatik olarak göstermiş olduğum yazıları okuyup, ne kadar saçmaladığımı görüyorum. Belki gelecek olan günlerin zorlu olmasından. Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki aile-arkadaş-fenerbahçe-pink floyd-nefes-yağmur-güneş-deniz yaşamaya en bi’ değer şeyler. Kinyas’a selam ediyorum gizlice.

Sonrasında yazmayı denediğim bi’ blogun sonuna geliyorum. Hopppp bitiveriyor.
“Goodbye blue sky” çalarken..

2 Mayıs 2010 Pazar

Bir resetleme alanı olarak TSK. Gayriresmi sil baştan yaratım merkezi.
Tehlikeli olabilir.
Hm hm..