Yıl, 1887… Gazetecinin biri, Victor Huyo’ya soruyor: “Eserleriniz ve siz bugüne de çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bunlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”
Hugo anlatıyor: “Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: ‘İgooooooor!’ Defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam Atlas Okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. Arabacı nefret dolu bir sesle ‘Seni haddini bilmez, buruşuk o… çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi. İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”
afili filintalardan murat menteş'i ve diğer afilileri şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum;
http://afilifilintalar.blogdns.com/
Beklentilerin olmayacağını bile bile beklemek. Özlemeli beklemek. Olmayacakmış gibi ama beklemekten sıkılmayacak şiddette aşka bağlı şekilde beklemek. Sadece beklemek..
30 Ocak 2010 Cumartesi
27 Ocak 2010 Çarşamba
Bzzttsal
ben-ee, anlat anne? kar var mıydı?
annem-nerde?
(3 sn sonra..)
annem-ahh eşek. doğum günün değil mi?
ben-ehehe. zaten sadece benim doğum günüm unutulur bu evde, puuu.
hadi fondip yap da çay koyayım. kaldırma beni. baba sen de sallanma:P
babam-ehehe, eşek sıpası:)
ben- buyrunnn? hadi hadi ayağım uyuştu.
(çaylar konur)
ben-ehehe şimdi cebelleşiyordun değil mi benimle?
annem-yok biraz daha var. 1 1 bucuk sıralarıydı. mmm. pazar günü..
(baba girer)
babam-ama nasıl oksijen tüplerini taşıdım!
ben-baba, adam filan yok muydu yahu? sen niye taşıdın?
babam-eee hastanede kimse yoktu ki?
ben-höh? koskoca askeri hastane.
(annem girer)
annem-malak gibiydin. allahım nasıl güzeldin
ben-malak? ahaha. ayrıca biliyorum çirkinleşiyorum anneciğim. höh
annem-dayınlar gelmiş, anneannen gelmiş, teyzen gelmiş. erzurumdan bahsediyoruz. ve ocak ayı.
ben-eheheh. beni mi toprağa vercekler yoksa seni mi? onu mu görmeye gelmişler:P
(ağzıma şaplak yedim)
annem-mucizesin olm.
ben-aman bi' mucizeyim ki sorma anne. denizi bile ikiye ayırıyorum o kaddaarrrr
annem-sus! eşek sıpası ölüydünnnn.
ben-ehehe ataydınız çöpe yav. ahahaa
annem-saçmalama. o doktordan da allah razı olsun.
ben-aslanım doktor. sanki pok varmış gibi ehehee. baba söyle bakayım bana? neden beni değil de annemi kurtaralım doktor bey dedin haaa? evlat katili baba:P
babam-ahaha. olm. çok fena gündü lan. sana şaka gibi geliyor ama o 20 kg'lık oksijen tüplerini taşırken görseydin beni.
ben-benim için yani?
babam-tabii ki annen için:P
ben, annem ve de babam- ahahahahahaha
ben-ayıp ayıp ayıppp
işte bundan teeeeeeee onca yıl önce. ölü mustafa'nın ömürlü hale gelişi.
nedense bi' şey hissetmiyorum. tuhaf..
annem-nerde?
(3 sn sonra..)
annem-ahh eşek. doğum günün değil mi?
ben-ehehe. zaten sadece benim doğum günüm unutulur bu evde, puuu.
hadi fondip yap da çay koyayım. kaldırma beni. baba sen de sallanma:P
babam-ehehe, eşek sıpası:)
ben- buyrunnn? hadi hadi ayağım uyuştu.
(çaylar konur)
ben-ehehe şimdi cebelleşiyordun değil mi benimle?
annem-yok biraz daha var. 1 1 bucuk sıralarıydı. mmm. pazar günü..
(baba girer)
babam-ama nasıl oksijen tüplerini taşıdım!
ben-baba, adam filan yok muydu yahu? sen niye taşıdın?
babam-eee hastanede kimse yoktu ki?
ben-höh? koskoca askeri hastane.
(annem girer)
annem-malak gibiydin. allahım nasıl güzeldin
ben-malak? ahaha. ayrıca biliyorum çirkinleşiyorum anneciğim. höh
annem-dayınlar gelmiş, anneannen gelmiş, teyzen gelmiş. erzurumdan bahsediyoruz. ve ocak ayı.
ben-eheheh. beni mi toprağa vercekler yoksa seni mi? onu mu görmeye gelmişler:P
(ağzıma şaplak yedim)
annem-mucizesin olm.
ben-aman bi' mucizeyim ki sorma anne. denizi bile ikiye ayırıyorum o kaddaarrrr
annem-sus! eşek sıpası ölüydünnnn.
ben-ehehe ataydınız çöpe yav. ahahaa
annem-saçmalama. o doktordan da allah razı olsun.
ben-aslanım doktor. sanki pok varmış gibi ehehee. baba söyle bakayım bana? neden beni değil de annemi kurtaralım doktor bey dedin haaa? evlat katili baba:P
babam-ahaha. olm. çok fena gündü lan. sana şaka gibi geliyor ama o 20 kg'lık oksijen tüplerini taşırken görseydin beni.
ben-benim için yani?
babam-tabii ki annen için:P
ben, annem ve de babam- ahahahahahaha
ben-ayıp ayıp ayıppp
işte bundan teeeeeeee onca yıl önce. ölü mustafa'nın ömürlü hale gelişi.
nedense bi' şey hissetmiyorum. tuhaf..
26 Ocak 2010 Salı
-hayatın spoiler hali
Shape of my heart.
Hayatın fon müziği gibidir bu şarkı. Uzuuuunn bi' süredir dinlemeseniz bile, ilk açtığınızda, sanki devam eden şarkının kendini tekrarlaması gibi olur. Sürekliliği vardır. Bazı nice şarkılara benzetilebilir bu yönüyle ama konu bu değil.
Ve kimi filmler vardır. Bu film elinizin altındadır. Zaten o film sizindir ve mutlaka bi'gün izleyeceksinizdir. Evet. Evet bahsettiğim şey, tam düşündüğünüz olan şey. Şey..
Leon..
Cd çantamı açtım. Aslında filmin konusuna dair hiçbi' şey bilmiyordum. Sadece adını ve çoğu kişinin profilini süsleyen o ufacık kız ve o yuvarlak camıyla hafif başını yukarı kaldırmış abiyi biliyordum. Gülmeyin! Jean Reno olduğunu biliyordum tabii ki. Neyse uzatmayım; film başladı...
Ufak kıza aşinalığım vardı. Fekat gözüm natalie portman'ı arıyordu. Sonra sahneler ilerlerdi ve ufak kızın evine girildi. "Acaba evdeki şu koca popolu kadınlar mıydı ki Natalie? Yoo değil."dedim. Sonra hemen stop düğmesine bastım ve sözlüklerden birinde mathilda yazdım. Karşıma direkt ta kendisi çıktı ve ne kadar geç kaldığımı bi' kez daha anladım. Aslında film ya da kitap okumanın geç sayılabilir eylemler olduğunu düşünmüyorum. Yani artık birisine "aaa sen bunu izlemedinnnnn miiiiiii??????" demiyorum. Diyor muydum? Evet. Çünkü lanet olası beğendiğim bi' şeyi abartma hastalığım var. O şeyi ben sevmişsem diğerleriyle de paylaşmalı, onu sevdirecek kelimeler bulmalıydım. Neyse..
Play tuşuna tekrar bastım. Mathilda'nın leon'un evine gelirken, hafif gözünü sağ tarafa çevirip, enkazı gördükten sonraki yürüyüşü ve leonun kapısını çalması.
1
2
3
Huzur doğar. Mathildamın yüzüne nur iner. Leon'un kapıyı açmadan önceki mimikleri, jestleri. Ah gözümün önünden gitmeyecek gibi.
Profesyonel seri katilin çocuksuluğu, karşısındaki ufacık çocuğun olgunluğu/kadınlığı..
Ve aşkı anlatıyordu mathilda:
mathilda : leon, sanırım bir şekilde sana aşık oluyorum.
bu başıma ilk gez geliyor, biliyor musun ?
leon : daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nerden biliyorsun ?
mathilda : çünkü hissediyorum.
leon : nerede ?
mathilda : karnımda. sıcacık. hep orada bir yumru olurdu. ama şimdi geçti.
Aşk bi'çok kitapta, filmde, müzikte anlatıldı. Ama aşka dair en samimi kelimeler o ufacık mathilda'nın ağzından dökülüyordu. Samimiyet, sıcaklık, güven. Bunlar değil miydi karşımızdaki kişiden aradığımız? Mathilda bunu bulmuştu. Ve ama leon da bulmuştu.*
Ahh o nasıl bi' kahkahadır mathildam. Ve leon. Sen nasıl böylesine mimikler, jestler yaratabiliyorsun? Bu nasıl bi' oyunculuk, bu nasıl bi' kendini veriştir ki? Aman lokantadiler bi' şey demese bakışları, hafif utanma, hatta yerin dibine girmek için başlatılan çalışmalar. Gözlerine bakamıyordu mathildasının. Mathilda ise aşk sarhoşuydu.
Ve aşkı toprağa kazır mathilda.
*Çünkü leon aşkı için ölüme gitmiştir. Gözleri kapanırken, mathildaya kapıyı açtığı zamanki nur, bu sefer kendisine iner.
Ve shape of my heart de biter.
Hayatın fon müziği gibidir bu şarkı. Uzuuuunn bi' süredir dinlemeseniz bile, ilk açtığınızda, sanki devam eden şarkının kendini tekrarlaması gibi olur. Sürekliliği vardır. Bazı nice şarkılara benzetilebilir bu yönüyle ama konu bu değil.
Ve kimi filmler vardır. Bu film elinizin altındadır. Zaten o film sizindir ve mutlaka bi'gün izleyeceksinizdir. Evet. Evet bahsettiğim şey, tam düşündüğünüz olan şey. Şey..
Leon..
Cd çantamı açtım. Aslında filmin konusuna dair hiçbi' şey bilmiyordum. Sadece adını ve çoğu kişinin profilini süsleyen o ufacık kız ve o yuvarlak camıyla hafif başını yukarı kaldırmış abiyi biliyordum. Gülmeyin! Jean Reno olduğunu biliyordum tabii ki. Neyse uzatmayım; film başladı...
Ufak kıza aşinalığım vardı. Fekat gözüm natalie portman'ı arıyordu. Sonra sahneler ilerlerdi ve ufak kızın evine girildi. "Acaba evdeki şu koca popolu kadınlar mıydı ki Natalie? Yoo değil."dedim. Sonra hemen stop düğmesine bastım ve sözlüklerden birinde mathilda yazdım. Karşıma direkt ta kendisi çıktı ve ne kadar geç kaldığımı bi' kez daha anladım. Aslında film ya da kitap okumanın geç sayılabilir eylemler olduğunu düşünmüyorum. Yani artık birisine "aaa sen bunu izlemedinnnnn miiiiiii??????" demiyorum. Diyor muydum? Evet. Çünkü lanet olası beğendiğim bi' şeyi abartma hastalığım var. O şeyi ben sevmişsem diğerleriyle de paylaşmalı, onu sevdirecek kelimeler bulmalıydım. Neyse..
Play tuşuna tekrar bastım. Mathilda'nın leon'un evine gelirken, hafif gözünü sağ tarafa çevirip, enkazı gördükten sonraki yürüyüşü ve leonun kapısını çalması.
1
2
3
Huzur doğar. Mathildamın yüzüne nur iner. Leon'un kapıyı açmadan önceki mimikleri, jestleri. Ah gözümün önünden gitmeyecek gibi.
Profesyonel seri katilin çocuksuluğu, karşısındaki ufacık çocuğun olgunluğu/kadınlığı..
Ve aşkı anlatıyordu mathilda:
mathilda : leon, sanırım bir şekilde sana aşık oluyorum.
bu başıma ilk gez geliyor, biliyor musun ?
leon : daha önce hiç aşık olmadıysan, bunun aşk olduğunu nerden biliyorsun ?
mathilda : çünkü hissediyorum.
leon : nerede ?
mathilda : karnımda. sıcacık. hep orada bir yumru olurdu. ama şimdi geçti.
Aşk bi'çok kitapta, filmde, müzikte anlatıldı. Ama aşka dair en samimi kelimeler o ufacık mathilda'nın ağzından dökülüyordu. Samimiyet, sıcaklık, güven. Bunlar değil miydi karşımızdaki kişiden aradığımız? Mathilda bunu bulmuştu. Ve ama leon da bulmuştu.*
Ahh o nasıl bi' kahkahadır mathildam. Ve leon. Sen nasıl böylesine mimikler, jestler yaratabiliyorsun? Bu nasıl bi' oyunculuk, bu nasıl bi' kendini veriştir ki? Aman lokantadiler bi' şey demese bakışları, hafif utanma, hatta yerin dibine girmek için başlatılan çalışmalar. Gözlerine bakamıyordu mathildasının. Mathilda ise aşk sarhoşuydu.
Ve aşkı toprağa kazır mathilda.
*Çünkü leon aşkı için ölüme gitmiştir. Gözleri kapanırken, mathildaya kapıyı açtığı zamanki nur, bu sefer kendisine iner.
Ve shape of my heart de biter.
Ölü Mustafa'nın Ömürlü Hale Gelişine 15 Saat Kala
-ne yapıyorsun o bilgisayarda?
-okuyorum, dinliyorum, bi' şeyler bi' şeyler anne.
-ne okuyorsun?
-işte tanımadığım insanlar var. yazılarını okuyup tanımaya çalışıyorum anneciğim. ortaklıklar bulup mutlu olmak vs.
-mutlu olmak?
-hm hm. neden ki?
-hiççç.
-ee, sen hiç yazmıyor musun?
-ıı ııı anne. arada karalıyorum ama saçma sapan şeyler işte.
-aç bakayım bi' tane!
-aman boşver anne. sonra gülersin, abime söylersin, kızdırır mızdırır beni. boşver..
-hadiii.
-mmm. dur. seni yazmıştım. hatta bizi yazmıştım. babam cizreye gittiğinde. onu hafif değiştirerek anlatmıştım. heh, bu işte..
(yüzde yarım tebessüm, heyecanla gözlük takılır)
-gülmek yok ama.
-dur bölme şimdi.
-tamam tamam.
(gözde hafif damlacık pıhtılaşması)
-ben bi' kere garaja gelmemiştim. gelememiştim. düzelt onu.
-ehehe anne. biraz kendimden de bi' şeyler kattım yahu. sen hissettirdiklerine bak. böyle değil miydi?
-ama sen ufacıktın. nasıl hatırlıyorsun yahu?
-ohooo. abimi dövmeye çalışan çocuğu, odunla kovaladığımı bile hatırlıyorum. sen o zaman daha 4 yaşında olduğumu söylüyorsun.
-hm hm.
-öyle yani. amaaann anne. takılma, kimseye de söyleme. saçmalamalar işte. anlaştık mı?
-teyzene söylerim.
-mmm. teyzem olur tabii. anne teyzemin tanıdığı filan yok mudur ki? şöyle saçmalarımı biraz daha geliştirsem de, böyle yazınsal bi' yerde çalışsam.
-bilmem. olabilir tabii. bu arada o gün cidden çok soğuktu. kötüydü. o müziğin de allah belasını versin.
-kötüydü be anne. neyse şu an sıcağız. hep beraber.
-gel bi' öpeyüm seni. annnaaaa bizim çocuk edebiyatçı olmuş.
-höh anne! abartma ahahah
(teee 24 sene önce bugün. istemsiz olarak sancılar yaşattığım annem ile bugünki sohbetim. akşam ise yarın hakkında yine konuşmalar olacak ehehe. ölü mustafanın ömürlü hale gelişi. bekleyelim bakalım)
-okuyorum, dinliyorum, bi' şeyler bi' şeyler anne.
-ne okuyorsun?
-işte tanımadığım insanlar var. yazılarını okuyup tanımaya çalışıyorum anneciğim. ortaklıklar bulup mutlu olmak vs.
-mutlu olmak?
-hm hm. neden ki?
-hiççç.
-ee, sen hiç yazmıyor musun?
-ıı ııı anne. arada karalıyorum ama saçma sapan şeyler işte.
-aç bakayım bi' tane!
-aman boşver anne. sonra gülersin, abime söylersin, kızdırır mızdırır beni. boşver..
-hadiii.
-mmm. dur. seni yazmıştım. hatta bizi yazmıştım. babam cizreye gittiğinde. onu hafif değiştirerek anlatmıştım. heh, bu işte..
(yüzde yarım tebessüm, heyecanla gözlük takılır)
-gülmek yok ama.
-dur bölme şimdi.
-tamam tamam.
(gözde hafif damlacık pıhtılaşması)
-ben bi' kere garaja gelmemiştim. gelememiştim. düzelt onu.
-ehehe anne. biraz kendimden de bi' şeyler kattım yahu. sen hissettirdiklerine bak. böyle değil miydi?
-ama sen ufacıktın. nasıl hatırlıyorsun yahu?
-ohooo. abimi dövmeye çalışan çocuğu, odunla kovaladığımı bile hatırlıyorum. sen o zaman daha 4 yaşında olduğumu söylüyorsun.
-hm hm.
-öyle yani. amaaann anne. takılma, kimseye de söyleme. saçmalamalar işte. anlaştık mı?
-teyzene söylerim.
-mmm. teyzem olur tabii. anne teyzemin tanıdığı filan yok mudur ki? şöyle saçmalarımı biraz daha geliştirsem de, böyle yazınsal bi' yerde çalışsam.
-bilmem. olabilir tabii. bu arada o gün cidden çok soğuktu. kötüydü. o müziğin de allah belasını versin.
-kötüydü be anne. neyse şu an sıcağız. hep beraber.
-gel bi' öpeyüm seni. annnaaaa bizim çocuk edebiyatçı olmuş.
-höh anne! abartma ahahah
(teee 24 sene önce bugün. istemsiz olarak sancılar yaşattığım annem ile bugünki sohbetim. akşam ise yarın hakkında yine konuşmalar olacak ehehe. ölü mustafanın ömürlü hale gelişi. bekleyelim bakalım)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)