3 Kasım 2009 Salı

..

Sanırım yağmura o zamanlar aşık olmuştum...

İlkokul dört ya da beş zamanları. Sömestr da her zaman olması bile çok sıklıkla şehir dışına çıkışımız teyzeme gitmek için olurdu. Hiç aklıma gelmezdi onlarca sene sonra aşık olduğum şehirin, asıl yerleştiğimiz yer olacağı. Evet İzmit'ten bahsediyorum..
Girmiştik deniz suyuna batırılıp çıkarılan evden içeri. Mis gibi rutubet kokar ve ben keyifli bi' şekilde hapşırırdım ilk kapıdan içeri girdiğimizde. Hala daha öyledir ama artık alıştım sanırım.
Teyzemi çok severim. Kokusunu da çok severim. Annem gibi kokar. Üstüne yılların getirdiği okul, kitap, sıra kokusu ve biraz da üstüne rutubet eklenince misliğine mislik katılmış oluyor haliyle. En sevdiğim kuzenlerim de teyzemin çocuklarıdır mesela.
Çok iyi hatırlıyorum...
Teyzem çift kat yorgan koymuş yatağa. Pufidik bi' yastık. Tam bi' izlenmelik görüntü. İnsan o hali görünce mayışıyor ve sabırsızlanıyor içine girmek için. Ve de karşımda 37 kanallı tv ye bağlanmış ve oyun konsolu önümde duran bi' nintendo. Sanırım o zamanlar ilk çıktığı anlar ve mario ile ilk tanışmam. Teyzemin getirdiği ılık, biraz fazla şekerli süt. Yaşadığım anın, düş mü yoksa gerçek mi diye sorgulatıcı bi' hal..
Ertesi gün...
Ömür'ü sen al Gökçe. Yok yok sen al Çağdaş. Yaşımın ufak olması sebebiyle yalnız bırakılmak istenmemem. Annemin ve teyzemin yanında canımın sıkılacağının düşüncesi. İzinsiz oyunu açamayışım ve ses çıkaramayışım. Okul yaşantısı boyunca "efendi çocuk" yakıştırılmalarına mazhar olmuş bi' ben.
Yatağımın içinde olan biteni dinliyordum. Kurayı Çağdaş abim kazanmıştı. Evet o gün Gökçe abimin yanında olacaktım. Benden nerdeyse on-oniki yaş büyük. Her zaman onunla daha iyi anlaşmışımdır.
Evden çıkmıştık. Pek konuşmadığımı biliyorum. Önce arkadaşlarıyla bi' kafede buluşmuştuk. Hatta öyle ki özdemir erdoğan'ın o gün için orda bi' konseri vardı. İlk defa orda işitmiştim adını ve anlasız ve heyecanlı bi' şekide strese girmiştim. İzlemek istiyordum. Ama uyum sağlamak zorundaydım. Anne tembihlemişti çünkü: gereksiz isteklerden kaçmam gerektiği doğrultusunda. Üzmemem gerekti. Ama söyleseydim eminim orda kalırdık. Kıramazdı beni. Sonrasında bi' eve gittik. Kocaman amca herkese sigara ikram ediyordu. Afallamıştım bana da uzattığında. Sonradan anladım ki kendisi kör imiş. Ama gökçe abinin sigarayı alıp içmesi utandırmıştı beni. Hiç aklıma gelmezdi çünkü. Kahveler içildi, sigara eşlik etti ve vakit geç oldu. Artık dönme vaktiydi eve.
Fena derecede yağmur yağıyordu. Ama arabaların ışıkları, emsalsiz deniz kokusu, hafif üşüme, çişimin olmaması, kuzenin güleryüzü, ıslak caddeler, şemsiyeli güzel kadınlar, yemek bulmuş köpekleri görünce...
Evet İzmit'e aşık olmuştum. Aşığım bu kente. Yüzeysel olarak değişse de ruhunu asla yitirmeyen bu şehire aşığım. Aşık etmiş..

Nerden aklıma geldi bu geçmiş?
Bugün aynı şeyi yaşadım da o yüzden. Kişiler belki farklıydı ama kurgu tamamen aynıydı..

2 yorum:

Bir Yerlerden dedi ki...

Yağmur şehre aşık ediyor değil mi?
Ben de yaşadım onu, biliyorum :)

usulusul dedi ki...

evet evet:) pislikler bile batmaz oluyor göze. aşık ediyor..